İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 64 / 255
64

Evet, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâatin Sırat-ı Müstakîm üzerine olduğunu, ötekilerin ya ifrata veya tefrite ma'rûz kaldıklarını isbât için, bazı münâsebetlerin zikri lâzımdır.

• Birincisi: Tahakkuk etmiş hakàiktandır ki, te'sir-i hakîki, yalnız ve yalnız Allah’ındır. Öyle ise, Ehl-i İ'tizâlin abde verdiği te'sir-i hakîki hilâf-ı hakikattir.

• İkincisi: Allah, hakîmdir; öyle ise, sevâb ve ikàb abes değildir; ancak istihkaka göredir; öyle ise, ıztırar ve cebir yoktur.

• Üçüncüsü: Herşeyin, biri mülk, diğeri melekût; yani biri dış, diğeri iç olmak üzere iki ciheti vardır.

Mülk ciheti, bazı şeylerde güzeldir, bazı şeylerde de çirkin görünür; âyinenin arka yüzü gibi.

Melekût ciheti ise, herşeyde güzeldir ve şeffâftır; âyinenin dış yüzü gibi. Öyle ise, çirkin görünen şeyin yaratılışı, çirkin değildir, güzeldir. Ve aynı zamanda o gibi çirkinlerin yaratılışı, mehâsini ikmal içindir. Öyle ise, çirkinin de bir nev'i güzelliği vardır. Binâenaleyh, bu hususta Ehl-i İ'tizâlin “Çirkin şeylerin halkı Allah’a ait değildir.” dedikleri safsataya mahal kalmadı.

• Dördüncüsü: Meselâ darb ve katle terettüb eden elem ve ölüm gibi “hâsıl-ı bilmasdar” ile tâbir edilen şey, mahlûk ve sâbit olmakla beraber, câmiddir. İlm-i sarfta ma'lûmdur ki, câmidlerden ism-i fâil gibi sıfatlar yapılamaz. Ancak kisbî, nisbî, itibarî olan mânâ-yı masdarîden yapılabilir. Öyle ise, ölümün hàlıkı, kàtil değildir. Öyle ise, Ehl-i İ'tizâlin hatâlarına, hatâ nazarıyla bakılmalıdır.

• Beşincisi: İnsanın katl gibi zâhirî ve ihtiyarî olan fiilleri, nefsin meyelânına intiha eder. Cüz'-i ihtiyarî denilen şu nefis meyelânı üzerine münâzaalar deverân eder.

• Altıncısı: Âdetullâh üzerine, irâde-i külliye-i İlâhiye, abdin irâde-i cüz'iyesine bakar. Yani, bunun bir fiile taallukundan sonra, o taalluk eder. Öyle ise cebir yoktur.

• Yedincisi: İlim, ma'lûma tâbidir. Bu kaziyeye göre, ma'lûm, ilme tâbi değildir; çünkü devir lâzımgelir. Öyle ise, bir insan, amelen yaptığı bir fiilin esbâbını kadere havâle etmekle, taallül ve bahâneler gösteremez.

• Sekizincisi: Ölüm gibi hâsıl-ı bilmasdar denilen şey, kesb gibi bir masdara mütevakkıftır. Yani âdetullâh üzerine o, hâsıl-ı bilmasdarın vücûduna şart kılınmıştır. Kesb denilen masdarda, çekirdek ve ukde-i hayatiye meyelândır. Bu düğümün açılmasıyla, mes'eledeki düğüm de açılır.

• Dokuzuncusu: Cenâb-ı Hakk’ın ef'âlinde, tercih edici bir garaza, bir illete ihtiyaç yoktur. Ancak tercih edici, Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyarıdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.