İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 58 / 255
58

Sonra bu cümlenin ihtiva ettiği eczânın nazmında tezâhür eden letâif cihetine bakalım.

اِنَّ ile اَلَّذ۪ينَ mevkilere göre ifâde ettikleri nüktelerden mâadâ, belâğatça kıymetli sayılan iki nükteyi daha tazammun etmişlerdir ki, Kur'ân, pek çok yerlerinde اِنَّ ile اَلَّذ۪ينَ yi mükerreren zikretmiştir.

Tahkîki ifâde eden اِنَّ deki nükte şöyle tasvir edilebilir ki:

اِنَّ herhangi bir cümlede bulunursa, o cümlenin damını deler, hakikate nüfûz eder. Ve o da'vâyı veya hükmü aşağıya indirir. Hakikate yapıştırmakla, o hükmün hayâlî veya zannî veya mevzu' veya hurâfe hükümlerden olmadığını ve ancak hakàik-ı sâbiteden olduğunu isbât eder.

Bu cümlede اِنَّ nin hususî nüktesi; bu âyetin muhâtabı olan Hazret-i Muhammed’de (A.S.M.) şek ve inkâr bulunmadığı hâlde şek ve inkârı ref' etmek şe'ninde olan اِنَّ ile karşılanması, onların îmân etmesi için Peygamber’in (A.S.M.) şiddet-i hırsına işârettir.

اَلَّذ۪ينَ kelimesi ise, göze görünmezden evvel akla görünen garîb ve yeni hakikatlere bir vâsıta-i işârettir. Bunun içindir ki, hakikatleri tebdil ve tecdîd eden ve inkılâbları tasvir için kullanılan işâret ve vâsıtalardan en çok kullanılan اَلَّذ۪ينَ ve emsâlidir.

Kur'ânın tecellîsiyle çok nev'iler silindi, hakikatler yıkıldı. Onlara bedel, yeni yeni nev'iler, hakikatler teşekkül etti. Evet, zaman-ı câhiliyete bak! O zamanda bütün nev'iler millî râbıtalar üzerine teşekkül ettiği gibi, ictimâî hakikatler de taassub-u kavmî üzerine bina edilmişti. Kur'ânın tecellîsiyle o râbıtalar kesildi, o hakikatler tahrib edildi. Onlara bedel, dinî râbıtalar üzerine yeni nev'iler ve hakikatler ihdâs edildi.

Evet, Şems-i Kur'ânın tulû'u ile, bazı kalbler, onun ziyâsıyla tenevvür etti. Ve mü'minlerin nev'ini temyiz ve ta'yin eden bir hakikat-i nurâniye meydâna geldi.

Kezâlik, o keskin ziyâ karşısında, mezbeleye benzeyen bazı pis kalbler de yanıp kömür oldular. Ve o kâfirlerin nev'ini ilân eden zehirli bir hakikat-i küfriye husûle geldi. İşte bu hakikat-i küfriyeye işâret için اَلَّذ۪ينَ zikredilmiştir.

Maahazâ, her iki اَلَّذ۪ينَ arasında tam bir münâsebet vardır. Çünkü, herbirisi birbirine zıt olan bir hakikate işârettir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.