İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 36 / 255
36

“nekre”, ya şiddet-i hafâdan olur veya kesret-i zuhûrdan neş'et eder. Buna binâendir ki, “Tenkîr bazen tahkîri, bazen ta'zîmi ifâde eder” denilmiştir.

4. Müteaddid kelimelere bedel ism-i fâil sîgasıyla ihtiyar edilen مُتَّـق۪ينَ kelimesi ile yapılan îcâz, hidayetin semeresine ve te'sirine işâret olduğu gibi, hidayetin vücûduna da bir delil-i innîdir.

S — Gayet mahdûd, az birkaç noktadan beşerin tâkatinden haric denilen i'câzın doğması ihtimali var mıdır?

C — Maddî ve manevî herşeyde yardımın ve ictimâ'ın büyük kuvvet ve te'siri vardır. Evet, in'ikâs sırrıyla, üç şeyin hüsnü ictimâ' ederse, beş olur. Beş ictimâ' ederse, on olur. On ictimâ' ederse, kırk olur. Çünkü her şeyde bir nev'i in'ikâs ve bir nev'i temessül vardır. Nasıl ki, birbirine mukâbil tutulan iki âyinede çok âyineler görünüyor; kezâlik, iki-üç nükte veya iki-üç hüsün ictimâ' ettikleri zaman pek çok nükteler, pek çok hüsünler tevellüd eder. Bu sırra binâendir ki; her hüsün sâhibinin ve herbir sâhib-i kemâlin emsâliyle ictimâ' etmeye fıtrî bir meyli vardır ki, ictimâ'ları zamanında hüsünleri, kemâlleri bir iken iki olur. Hattâ bir taş, taşlığıyla beraber kubbeli binalarda ustanın elinden çıkar çıkmaz başını eğer, arkadaşıyla birleşmeye meyleder ki, sukùt tehlikesinden kurtulsunlar. Maalesef, insanlar, teâvün sırrını idrak edememişler. Hiç olmazsa, taşlar arasındaki yardım vaziyetinden ders alsınlar!

S — Belâğat ve hidayetten maksad, hakikati vâzıh bir şekilde gösterip fikirleri ve zihinleri ihtilâflardan kurtarmak iken; müfessirlerin bu gibi âyetlerde yaptıkları ihtilâfât, gösterdikleri ihtimaller, beyân ettikleri ayrı ayrı birbirine uymayan vecihler altında hak ve hakikat ne sûretle görülebilir?

C — Ma'lûmdur ki, Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân, yalnız bir asra değil, bütün asırlara nâzil olmuştur. Hem bir tabaka insanlara mahsûs değil, bütün tabakàt-ı beşere şümûlü vardır. Hem bir sınıf insanlara ait değil, bütün beşerin sınıflarına râci'dir. Binâenaleyh; herkes, her tabaka, her zaman, fehmine, isti'dâdına göre Kur'ânın hakàikından hisse alabilir ve hissedardır. Hâlbuki nev'-i beşer derece itibariyle muhtelif ve zevk cihetiyle mütefâvit ve kezâ meyil, istihsân, lezzet, tabiat itibariyle birbirine uymuyor. Meselâ bir tâifenin istihsân ettiği bir şey, öteki tâifenin zevkine muhâliftir. Bir kavmin meylettiği bir şeyden öteki kavim nefret ediyor. Bu sırra binâendir ki; Kur'ân-ı Kerîm, günahların cezası veya hayırların mükâfâtı hakkında zikrettiği âyetlerde tahsîsat yapmamış; âmm bir şekilde bırakmıştır ki, herkes zevkine göre fehmetsin.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.