İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 27 / 255
27

karşılaşır. Ecrâm-ı semâviyeden istimdâd etmek üzere başını havaya kaldırır. O ecrâm, atom bombaları gibi dehşetli ve heybetli hâlleriyle gözüne görünür. Hemen gözünü yumar, başını eğer, düşünmeye başlar. Bakar ki, hayatî hâcetleri bağırıp çağırmaya başlarlar. Bütün bütün tevahhuş ederek hemen kulaklarını tıkar, vicdânına ilticâ eder. Bakar ki; vicdânı, binler âmâl (emeller) ve emânî ile dolu gürültülerinden cinnet getirecek bir hâle gelir. Acaba, hiçbir cihetten hiçbir tesellî çaresini bulamayan o zavallı şahıs, mebde' ile meâdi, Sâni' ile haşri i'tikàd etmezse, onun o vaziyetinden Cehennem daha serin olmaz mı?

Evet, o bîçâre, havf ve heybetten, acz ve ra'şetten, vahşet ve gönül darlığından, yetîmlikle me'yûsiyetten mürekkeb bir vaziyet içinde olup, kudretine bakar; kudreti âciz ve nâkıs.. hâcetlerine bakar; def'edilecek bir durumda değildir. Çağırıp yardım istese, yardımına gelen yok. Herşeyi düşman, herşeyi garîb görür. Dünyaya geldiğine bin defa nedâmet eder, lânet okur. Fakat o şahsın, Sırat-ı Müstakîme girmekle kalbi ve rûhu nur-u îmânla ışıklanırsa, o zulmetli evvelki vaziyeti nurânî bir hâlete inkılâb eder. Şöyle ki:

O şahıs, hücum eden belâları, musîbetleri gördüğü zaman, Cenâb-ı Hakk’a istinâd eder, müsterih olur.

Yine o şahıs, ebede kadar uzanıp giden emellerini, isti'datlarını düşündüğü zaman, saâdet-i ebediyeyi tasavvur eder. O saâdet-i ebediyenin mâü'l-hayatından bir yudum içer, kalbindeki emellerini teskin eder.

Yine o şahıs, başını kaldırıp semâya ve etrafa bakar; herşeyle ünsiyet peydâ eder.

Yine o şahıs, semâdaki ecrâma bakar; hareketlerinden dehşet değil, ünsiyet ve emniyet peydâ eder ve onların o hareketlerini, ibret ve hayretle tefekkür eder.

Yine o şahıs, ecrâm-ı ulviye ile öyle bir kesb-i muârefe eder ki, hangi bir cirme bakarsa baksın, o cirmlerden: “Ey arkadaş! Bizden tevahhuş etme! Hareketlerimizden korkma! Hepimiz bir Hàlık’ın memurlarıyız.” diye, me'nûs ve emniyet verici sesleri kalben işitmeye başlar.

Hülâsa: O şahıs, evvelki vaziyetinde; vicdânındaki o dehşetli ve vahşetli ve korkunç âlâm-ı şedîdeden kurtulmak için, tesellîler ile hissini ibtal ve sarhoşlukla o hâlleri unutmak ister. İkinci hâletinde ise; rûhunda yüksek lezzetleri ve saâdetleri hisseder, kalbini îkaz, vicdânını tahrîk edip rûhunu ihsâs ettikçe, o saâdetler ziyâdeleşir ve ona manevî Cennetlerin kapıları açılır.

اَللّٰهُـمَّ بِحُرْمَةِ هٰذِهِ السُّورَةِ اجْعَلْنَـا مِنْ اَصْحَابِ الصِّرَاطِ الْمُسْتَـقِيـمِ آمِينَ ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.