vardır. Bu mecâz ile o tağlibleri icbar eden esbâb, عَرَضَ kelimesinin işâret ettiği üslûbdur. Çünkü melâikeye envâ'-ı eşyanın arzı, manevî bir resm-i geçit manzarasını andırıyor. Ma'lûm ya, resm-i geçitleri yapan, müzekker ve âkıl insanlardır. Bunun için, burada iki tağlibe ve dolayısıyla bir mecâza mecburiyet hâsıl olmuştur.
عَلَى arzedilenin levh-i a'lâda nakşedilen sûretler olduğuna işârettir.
(∗) [^11] ﴾ سُـبْحَانَكَ لَاعِلْـمَ لَنَٓـا اِلَّا مَا عَلَّمْتَـنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يـمُ الْحَك۪يـمُ ﴿
[^11]:(∗) İntihâbım olmayarak, ihtiyarsız bir tarzda, âdeta umum Sözler'in ve Mektûbların âhirlerinde şu âyet ﴾ سُـبْحَانَكَ لَاعِلْـمَ لَنَٓـا اِلَّا مَا عَلَّمْتَـنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يـمُ الْحَك۪يـمُ ﴿ bana söylettirilmiş. Şimdi anladım ki; tefsirim de, şu âyet ile hitâm buluyor. Demek İnşâallâh bütün Sözler, hakîki bir tefsir ve şu âyetin bahrinden birer cetveldir. En nihâyet, yine o denize dökülüyorlar. Şu tefsirin hitâmında, güyâ her Söz, ma'nen şu âyetten başlıyor. Demek o zamandan beri, yirmi senedir daha şu âyeti tefsir ediyorum; bitiremedim ki tefsirin ikinci cildini yazayım. Said Nursî
﴿ وَاٰخِـرُ دَعْوٰيهُـمْ اَنِ الْحَـمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَـالَم۪ينَ ﴾
Allah’ın avn ü inâyetiyle; ümîdimin, iktidarımın fevkınde şu tercümeyi iyi-kötü yaptım. Noksanları çoktur, müellifçe ıslahları lâzımdır. Zâten onun himmetiyle bu kadarını ancak yapabildim; yoksa, nazm-ı Kur'ândaki îcâzlı olan i'câzı, kısa ve vecîz olarak beyân eden bu tefsiri; sönük, kör bir fikirle tercüme etmek, Abdülmecîd’in işi değildir. Yine onun fart-ı şefkatinden himmeti yetişti, ikmaline muvaffak oldum.
Müellifin küçük kardeşi ve Nur talebesi
Abdülmecîd —O—
