İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 16 / 255
16

Evet, herbir âlemde emir ve nehiy.. sevâb ve azâb.. terğîb ve terhîb.. tesbih ve tahmîd.. havf ve recâ gibi pek çok fürûât, celâl ve cemâlin tecellîsiyle teselsül edegelmektedir. İkincisi, Cenâb-ı Hakk’ın ismi, Zât-ı akdes’ine ayn olduğu cihetle, lafza-i celâl, sıfât-ı ayniyeye işârettir.

اَلرَّح۪يـمِ de, fiilî olan sıfât-ı gayriyeye îmâdır. اَلرَّحْمٰنِ dahi, ne ayn ne gayr olan sıfât-ı seb'aya remizdir. Zîra Rahmân, Rezzâk mânâsınadır. Rızık, bekàya sebebdir. Bekà, tekerrür-ü vücûddan ibarettir. Vücûd ise;

Birincisi mümeyyize;

İkincisi muhassısa;

Üçüncüsü müessire olmak üzere “İlim, İrâde, Kudret” sıfatlarını istilzam eder. Bekà dahi, semere-i rızık mahsulü olduğu için, “Basar, Sem', Kelâm” sıfatlarını iktiza eder ki; merzûk, istediği zaman ihtiyacını görsün; istediği zaman işitsin; aralarında vâsıta bulunduğu takdirde o vâsıta ile konuşsun. Bu altı sıfat, şübhesiz yedinci sıfatı olan “Hayat”ı istilzam ederler.

S — Rahmân, büyük ni'metlere; Rahîm, küçük ni'metlere delâlet ettikleri cihetle; Rahîm’in, Rahmân’dan sonra zikri, yukarıdan aşağıya inmek mânâsına olan “San'atü't-tedellî” kaidesine dâhildir. Bu ise, belâğatça makbûl değildir?

C — Evet, kaşlar göze; gem ata, mütemmim oldukları ve onların noksanlarını ikmal ettikleri gibi; küçük ni'metler de, büyük ni'metlere mütemmimdirler. Bu itibarla, mütemmim olan, hadd-i zâtında küçük de olsa, fâideyi ikmal ettiğinden, büyükten daha büyük olması icâb eder.

Ve kezâ, büyükten beklenilen menfaat, küçüğe mütevakkıf ise o küçük, büyük sırasına geçer; o büyük dahi küçük hükmünde kalır. Kilit ile anahtar, lisân ile rûh gibi...

Ve kezâ, bu makam, ni'metlerin ta'dâdı veya ni'metler ile imtinan makamı değildir. Ancak, insanları, gizli ve küçük ni'metlere tenbih ve îkaz etmek makamıdır. Evvelki makamlardaki “tedellî” şu tenbih makamında “terakkî” sayılır. Çünkü, gizli ve küçük ni'metleri insanlara göstermek ve insanları onların vücûduna îkaz etmek, daha lâyık ve daha lâzımdır. Bu itibarla, şu mes'elemizde tedellî değil, terakkî vardır.

S — Mebde' ve me'haz itibariyle “rikkatü'l-kalb” mânâsını ifâde eden bu iki sıfatın Cenâb-ı Hak hakkında kullanılması câiz değildir. Eğer mânâ-yı hakikatlerinin lâzımı ve neticesi olan in'âm ve ihsân kasdedilirse, mecâzda ne hikmet vardır?

C — Bu iki sıfat –“yed” gibi– mânâ-yı hakîkileriyle Cenâb-ı Hak hakkında kullanılması muhâl olan müteşâbihâttandır. Müteşâbihâtta, mânâ-yı mecâzînin, mânâ-yı hakîkinin lafzıyla, üslûbuyla gösterilmesindeki

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.