► (01) ◄
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
﴿ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ي ﴾
لَقَدْ اَبْكَانِي نَعْىُ ﴿ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ﴾ مِنْ خَلِيلِ اللّٰهِ
İbrahim Aleyhisselâm’dan sudûr ile, kâinâtın zevâl ve ölümünü ilân eden na'y-i ﴾ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ﴿ beni ağlattırdı.
فَصَبَّتْ عَيْنُ قَلْبِى قَطَـرَاتٍ بَاكِـيَاتٍ مِنْ شُؤُونِ اللّٰهِ
Onun için kalb gözü ağladı ve ağlayıcı katreleri döktü. Kalb gözü ağladığı gibi döktüğü herbir damlası da o kadar hazîndir, ağlattırıyor. Güyâ kendisi de ağlıyor. O damlalar, gelecek fârisî fıkralardır.
لِتَفْس۪يرِ كَلاَمٍ مِنْ حَك۪يمٍ اَىْ نَبِىٍّ ف۪ى كَلاَمِ اللّٰهِ
İşte o damlalar ise, Nebi-yi peygamber olan bir hakîm-i İlâhî’nin, Kelâmullâh içinde bulunan bir kelâmının bir nev'i tefsiridir.
