İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 119 / 262
119

Fakat muhabbet-i İlâhiye’nin ziyâsını tazammun eden îmânın nuruyla münevver olan İslâmiyet’in terbiyesiyle tekemmül edip; insaniyet cihetinde, abdiyetin içinde bir sultansın ve cüz'iyetin içinde bir küllîsin, küçüklüğün içinde bir âlemsin. Ve hakaretin içinde öyle makamın büyük ve dâire-i nezâretin geniş bir nâzırsın ki, diyebilirsin: “Benim Rabb-i Rahîm’im, dünyayı bana bir hâne yaptı. Ay ve Güneş’i, o hâneme bir lamba; ve baharı, bir deste gül; ve yazı, bir sofra-i ni'met; ve hayvanı, bana hizmetkâr yaptı. Ve nebâtâtı, o hânemin zînetli levâzımatı yapmıştır.”

Netice-i kelâm: Sen eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i sâfilîne düşersin. Eğer hak ve Kur'ân’ı dinlersen, a'lâ-yı illiyîne çıkar, kâinâtın bir güzel takvîmi olursun.

Beşinci Nükte

BEŞİNCİ NÜKTE: İnsan, şu dünyaya bir memur ve misâfir olarak gönderilmiş, çok ehemmiyetli isti'dat ona verilmiş. Ve o isti'dâdâta göre ehemmiyetli vazifeler tevdî' edilmiş. Ve insanı o gayeye ve o vazifelere çalıştırmak için, şiddetli teşvikler ve dehşetli tehdidler edilmiş. Başka yerde izâh ettiğimiz vazife-i insaniyetin ve ubûdiyetin esâsâtını şurada icmâl edeceğiz. Tâ ki, “Ahsen-i Takvîm” sırrı anlaşılsın.

İşte insan, şu kâinâta geldikten sonra “iki cihet” ile ubûdiyeti var: Bir ciheti: Gâibâne bir sûrette bir ubûdiyeti, bir tefekkürü var. Diğeri: Hâzırâne, muhâtaba sûretinde bir ubûdiyeti, bir münâcâtı vardır.

Birinci Vecih şudur ki: Kâinâtta görünen Saltanat-ı Rubûbiyet’i, itâatkârâne tasdik edip, kemâlâtına ve mehâsinine hayretkârâne nezâretidir.

Sonra, Esmâ-i Kudsiye-i İlâhiye’nin nukùşlarından ibaret olan bedî' san'atları, birbirinin nazar-ı ibretlerine gösterip, dellâllık ve ilâncılıktır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.