İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 102 / 262
102

zîhayat âlemi içinde nâzik, nâzenîn, nâzdâr bir çocuk hükmündedir. Rahmânürrahîm’in dergahında, ya za'f ve acziyle ağlamak veya fakr ve ihtiyacıyla duâ etmek gerektir. Tâ ki, makàsıdı ona musahhar olsun veya teshìrin şükrünü edâ etsin. Yoksa bir sinekten vâveylâ eden ahmak ve haylaz bir çocuk gibi: “Ben kuvvetimle bu kàbil-i teshìr olmayan ve bin derece ondan kuvvetli olan acîb şeyleri teshìr ediyorum. Ve fikir ve tedbirimle kendime itâat ettiriyorum.” deyip küfran-ı ni'mete sapmak, insaniyetin fıtrat-ı asliyesine zıt olduğu gibi, şiddetli bir azâba kendini müstehak eder.

Beşinci Nokta

BEŞİNCİ NOKTA: Îmân, duâyı bir vesile-i kat'iyye olarak iktiza ettiği ve fıtrat-ı insaniye, onu şiddetle istediği gibi, Cenâb-ı Hak dahi “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” meâlinde: ﴾ قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْ ﴿ fermân ediyor.

Hem ﴾ اُدْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ ﴿ emrediyor.

Eğer desen: Birçok defa duâ ediyoruz, kabûl olmuyor. Hâlbuki; âyet umumîdir; “Her duâya cevab var.” ifâde ediyor.

Elcevab: Cevab vermek ayrıdır, kabûl etmek ayrıdır. Her duâ için cevab vermek var; fakat kabûl etmek, hem aynı matlûbu vermek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine tâbidir.

Meselâ; hasta bir çocuk çağırır: “Yâ hekim! Bana bak.” Hekim: “Lebbeyk” der. “Ne istersin?” cevab verir. Çocuk: “Şu ilâcı ver bana.” der. Hekim ise, ya aynen istediğini verir, yâhut onun maslahatına binâen ondan daha iyisini verir, yâhut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez.

İşte Cenâb-ı Hak; Hakîm-i Mutlak, hazır, nâzır olduğu için, abdin duâsına cevab verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.