ve mütâlaa etmek için Sultan-ı Ezelî tarafından gönderilmiş mütâlaacı olduklarını anlar. Ve bunlar o mu'cizenin derece-i kıymet ve azametine ve Sultan-ı Ezelînin azametine derece-i delâletlerine kesb-i vukûf ettikleri nisbetinde derece ve numara aldıktan sonra yine Sultan-ı Ezelînin memleketine dönüp gideceklerini anlar ve bu anlayış ni'metini kendisine îrâs eden îmân ni'metine “Elhamdülillâh” diyecektir.
Mezkûr zulmetleri izâle eden îmân ni'metine “Elhamdülillâh” diye edilen hamd dahi bir ni'met olduğundan, ona da bir hamd lâzımdır. Bu ikinci hamd’e de üçüncü bir hamd, üçüncüye dördüncü hamd lâzım وَهَلُّمَ جَرًّا demek bir hamd-i vâhidden doğan hamdlerden ibaret gayr-ı mütenâhî bir silsile-i hamdiye husûle geliyor.
İkinci Nokta
İkinci Nokta: Cihât-ı sitteyi tenvir eden îmân ni'metine de “Elhamdülillâh” demesi lâzımdır. Çünkü, îmân cihât-ı sittenin zulümâtını izâle etmekle def'-i belâ kabîlinden büyük bir ni'met sayıldığı gibi –tabîi– o cihât-ı sitteyi tenvir ettiği cihetle de celbü'l-menâfi' kabîlinden ikinci bir ni'met sayılır. Binâenaleyh insan fıtrî bir medeniyete sâhib olduğundan cihât-ı sittede bulunan mahlûkatla alâkadar olur ve îmân ni'meti ile de cihât-ı sitteden istifade edebilmesi imkânı vardır.
Binâenaleyh ﴾ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ ﴿ âyet-i kerîmesinin sırrı ile cihât-ı sitteden herhangi bir cihette olursa insan tenevvür eder. Hattâ mü'min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan manevî bir ömrü vardır. Ve insanın bu manevî ömrü, ezelden ebede uzanan bir hayat nurundan medet ve yardım alır.
Ve kezâ cihât-ı sitteyi tenvir eden îmân sâyesinde insanın şu dar zaman ve mekânı geniş ve rahat bir âleme inkılâb eder.
