müsâvîdir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i fârikası olmadığından, hayvanî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sukùt-u insaniyettir!..
Dördüncü Hikmet
DÖRDÜNCÜ HİKMET: Ma'lûmdur ki; kesret-i nesil, herkesçe matlûbdur. Hiçbir millet ve hükûmet yoktur ki, kesret-i tenâsüle tarafdâr olmasın. Hattâ Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm fermân etmiş:
تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا فَاِنيِّ اُبَاهِى بِكُمُ الْاُمَمَ (ev kemâ kàl) Yani: “İzdivâc ediniz, çoğalınız. Ben kıyâmette, sizin kesretinizle iftihar edeceğim.” Hâlbuki tesettürün ref'i, izdivâcı teksir etmeyip çok azaltıyor. Çünkü, en serseri ve asrî bir genç dahi, refîka-i hayatını nâmuslu ister. Kendi gibi asrî, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır. Belki de fuhşa sülûk eder.
Kadın öyle değil; o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünkü kadının –aile hayatında müdür-ü dâhilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhâfaza memuru olduğundan– en esâslı hasleti; sadâkattir, emniyettir. Açık saçıklık ise, bu sadâkati kırar, kocası nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdân azâbı çektirir. Hattâ erkeklerde iki güzel haslet olan cesâret ve sehàvet, kadınlarda bulunsa; bu emniyete ve sadâkate zarar olduğu için ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar. Fakat kocasının vazifesi ona hazinedarlık ve sadâkat değil, belki himâyet ve merhamet ve hürmettir. Onun için, o erkek inhisar altına alınmaz. Başka kadınları da nikâh edebilir.
Memleketimiz Avrupa’ya kıyâs edilmez. Çünkü orada düello gibi çok şiddetli vâsıtalarla açık saçıklık içinde nâmus bir derece muhâfaza edilir. İzzet-i nefis sâhibi birisinin karısına pis nazarla bakan; boynuna kefenini takar, sonra bakar.
