Yirmialtıncı Söz’den Üçüncü Mebhasın Sonu Ve Dördüncü Mebhas
Yirmialtıncı Söz’den
ÜÇÜNCÜ MEBHASIN SONU
VE DÖRDÜNCÜ MEBHAS
Eğer desen: “Kader bizi böyle bağlamış, hürriyetimizi selbetmiştir. İnbisat ve cevelâna müştâk olan kalb ve rûh için, kadere îmân bir ağırlık, bir sıkıntı vermiyor mu?”
Elcevab: Kat'a ve asla!.. Sıkıntı vermediği gibi, nihâyetsiz bir hìffet, bir rahatlık ve revh u reyhânı veren ve emn ü emânı te'min eden bir sürûr, bir nur veriyor. Çünkü: İnsan kadere îmân etmezse, küçük bir dâirede cüz'î bir serbestiyet, muvakkat bir hürriyet içinde, dünya kadar ağır bir yükü, bîçâre rûhun omuzunda taşımaya mecburdur. Çünkü; insan bütün kâinâtla alâkadardır. Nihâyetsiz makàsıd ve metâlibi var. Kudreti, irâdesi, hürriyeti, milyondan birisine kâfî gelmediği için, çektiği manevî sıkıntı ağırlığı, ne kadar müdhiş ve muvahhiş olduğu anlaşılır. İşte kadere îmân, bütün o ağırlığı kaderin sefînesine atar, kemâl-i rahat ile, rûh ve kalbin kemâl-i hürriyetiyle kemâlâtında serbest cevelânına meydân veriyor. Yalnız nefs-i emmârenin cüz'î hürriyetini selbeder ve fir'avuniyetini ve rubûbiyetini ve keyfemâyeşâ hareketini kırar. Kadere îmân o kadar lezzetli, saâdetlidir ki, ta'rif edilmez. Yalnız şu temsîl ile o lezzete ve o saâdete bir işâret edeceğiz. Şöyle ki:
İki adam, bir pâdişahın pâyitahtına giderler. O pâdişahın mahall-i garâib olan hàs sarayına girerler. Biri, pâdişahı bilmez; o yerde
