hâlde görse, ya ‘divânedir’ diye seni tardedecek. Ya, ‘Hâindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihzâ ediyor, hapis edilsin.’ diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünkü; ehl-i dikkat nazarında, zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyâyı ve zilleti gösteren tasannu'un ile kendini halka mudhike yaptın. Herkes sana gülüyor.” denildikten sonra o bîçârenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. “Oh, Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum.” dedi.
İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinâtın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfürûşluktan ve maskaralıktan ve şekàvet-i uhreviyeden ve tazyîkat-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın..
Dördüncü Nokta
DÖRDÜNCÜ NOKTA: Îmân, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi, îmân ve duâdır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.
Şu mes'elenin binler delillerinden yalnız hayvan ve insanın dünyaya gelmelerindeki farkları, o mes'eleye vâzıh bir delildir. Ve bir bürhân-ı kàtı'dır. Evet, insaniyet, îmân ile insaniyet olduğunu, insan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farkları gösterir.
Çünkü: Hayvan, dünyaya geldiği vakit, âdeta başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi isti'dâdına göre mükemmel olarak gelir; yani gönderilir. Ya iki saatte, ya iki günde veya iki ayda bütün şerâit-i hayatiyesini ve kâinâtla olan münâsebetini ve kavânîn-i hayatını öğrenir, meleke sâhibi olur. İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi, yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsil eder; yani ona ilhâm olunur. Demek; hayvanın vazife-i asliyesi, taallümle tekemmül etmek değildir. Ve mârifet
