İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 92 / 262
92

[Bundan yirmibeş sene kadar evvel, İstanbul Boğazı’ndaki Yûşâ Tepesi’nde, dünyanın terkine karar verdiğim bir zamanda, bir kısım mühim dostlarım beni dünyaya, eski vaziyetime döndürmek için yanıma geldiler. Dedim: “Yarına kadar beni bırakınız, istihare edeyim.” Sabahleyin kalbime bu iki levha hutûr etti. Şiire benzer, fakat şiir değiller. O mübârek hâtıranın hatırı için ilişmedim. Geldiği gibi muhâfaza edildi. Yirmiüçüncü Söz’ün âhirine ilhâk edilmişti. Makam münâsebetiyle buraya alındı.]

Birinci Levha

BİRİNCİ LEVHA

[Ehl-i gaflet dünyasının hakikatini tasvir eder levhadır.]

Beni dünyaya çağırma – Ona geldim fenâ gördüm.

Demâ gaflet hicâb oldu – Ve Nur-u Hak nihân gördüm.

Bütün eşya u mevcûdât – Birer fânî muzır gördüm.

Vücûd desen onu giydim – Ah! Ademdi çok belâ gördüm.

Hayat desen onu tattım – Azâb ender azâb gördüm.

Akıl, ayn-ı ikàb oldu – Bekàyı bir belâ gördüm.

Ömür, ayn-ı hevâ oldu – Kemâl ayn-ı hebâ gördüm.

Amel, ayn-ı riyâ oldu – Emel ayn-ı elem gördüm.

Visâl, nefs-i zevâl oldu – Devâyı ayn-ı dâ' gördüm.

Bu envâr, zulümât oldu – Bu ahbabı yetîm gördüm.

Bu savtlar, na'y-i mevt oldu – Bu ahyâyı mevât gördüm

Ulûm, evhâma kalboldu – Hikemde bin sakam gördüm.

Lezzet, ayn-ı elem oldu – Vücûdda bin adem gördüm.

Habîb desen onu buldum – Ah! Firâkta çok elem gördüm.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.