İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 120 / 262
120

Sonra, herbiri birer gizli hazine-i maneviye hükmünde olan Esmâ-i Rabbâniye’nin cevherlerini, idrak terâzisiyle tartmak, kalbin kıymet-şinâslığı ile takdirkârâne kıymet vermektir.

Sonra, kalem-i kudretin mektûbatı hükmünde olan mevcûdât sahifelerini, arz ve semâ yapraklarını mütâlaa edip, hayretkârâne tefekkürdür.

Sonra, şu mevcûdâttaki zînetleri ve latîf san'atları istihsânkârâne temâşâ etmekle, onların Fâtır-ı Zülcemâl’inin mârifetine muhabbet etmek ve onların Sâni'-i Zülkemâl’inin huzuruna çıkmağa ve iltifatına mazhar olmaya bir iştiyaktır.

İkinci Vecih: Huzur ve hitâb makamıdır ki; eserden Müessir’e geçer, görür ki: Bir Sâni'-i Zülcelâl, kendi san'atının mu'cizeleri ile kendini tanıttırmak ve bildirmek ister. O da îmân ile, mârifet ile mukàbele eder.

Sonra görür ki: Bir Rabb-i Rahîm, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da, O’na hasr-ı muhabbetle, tahsîs-i taabbüdle kendini O’na sevdirir.

Sonra görüyor ki: Bir Mün'im-i Kerîm, maddî ve manevî ni'metlerin lezîzleriyle onu perverde ediyor. O da, ona mukâbil; fiiliyle, hâliyle, kàliyle, hattâ elinden gelse bütün hâsseleri ile, cihâzâtı ile şükür ve hamd ü senâ eder.

Sonra görüyor ki: Bir Celîl-i Cemîl, şu mevcûdâtın âyinelerinde kibriyâ ve kemâlini ve celâl ve cemâlini izhâr edip nazar-ı dikkati celbediyor. O da ona mukâbil; “Allâhuekber, Sübhânallâh” deyip, mahviyet içinde hayret ve muhabbet ile secde eder.

Sonra görüyor ki: Bir Ganiyy-i Mutlak, bir sehàvet-i mutlak içinde, nihâyetsiz servetini, hazinelerini gösteriyor. O da ona mukâbil; ta'zîm ve senâ içinde, kemâl-i iftikàr ile suâl eder ve ister.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.