نَمِى زِيـبَاسْت اُفُولْدَه گُمْ شُدَنْ مَحْبُوبْ
Güzel değil batmakla gâib olan bir mahbûb. Çünkü; zevâle mahkûm, hakîki güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli.
نَمِى اَرْزَدْ غُرُوبْدَه غَيْب شُدَنْ مَطْـلُوبْ
Bir matlûb ki, gurûbda gaybûbet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Âmâle merci' olamıyor; arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir. Nerede kaldı ki; kalb, ona perestiş etsin ve ona bağlansın kalsın?
نَمِى خَواهَـمْ فَـنَادَه مَحْو شُدَنْ مَقْصُودْ
Bir maksûd ki, fenâda mahvoluyor; o maksûdu istemem. Çünkü; fânîyim, fânî olanı istemem; neyleyeyim?..
نَمِى خَوانَـمْ زَوَالْدَه دَفْن شُدَنْ مَعْـبُودْ
Bir ma'bûd ki, zevâlde defnoluyor; onu çağırmam, ona ilticâ etmem. Çünkü; nihâyetsiz muhtacım ve âcizim. Âciz olan, benim pek büyük derdlerime devâ bulamaz. Ebedî yaralarıma merhem süremez. Zevâlden kendini kurtaramayan nasıl ma'bûd olur?
عَقْل فَرْيَادْ مِى دَارَدْ نِدَاء ﴿ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ﴾ مِى زَنَدْ رُوحَـمْ
Evet, zâhire mübtelâ olan akıl, şu keşmekeş kâinâtta perestiş ettiği şeylerin zevâlini görmek ile me'yûsâne feryâd eder ve bâkî bir
