bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.
اِنْسَانْ بَـزَوَالْ دُنْـيَا بَفَـنَا اَسْت اۤمَالْ بِى بَقَا اۤلاَمْ بَــبَقَا اَسْت
Kendine güvenen ve ebedî zanneden mağrûr insan, zevâle mahkûmdur. Sür'atle gidiyor. Hâne-i insan olan dünya ise, zulümât-ı ademe sukùt eder. Emeller bekàsız, elemler rûhta bâkî kalır.
بِـيَا اَىْ نَفْسِ نَافَرْجَامْ! وُجُودِ فَانِى خُودْ رَا فَدَا كُنْ
خَالِقِ خُودْ رَا كِه اِينْ هَسْتِى وَدِيعَه هَسْت
Mâdem hakikat böyledir: Gel ey hayata çok müştâk ve ömre çok tâlib ve dünyaya çok âşık ve hadsiz emeller ile ve elemler ile mübtelâ bedbaht nefsim! Uyan, aklını başına al! Nasıl ki yıldız böceği, kendi ışıkçığına i'timâd eder, gecenin hadsiz zulümâtında kalır. Bal arısı kendine güvenmediği için gündüzün güneşini bulur. Bütün dostları olan çiçekleri, güneşin ziyâsıyla yaldızlanmış müşâhede eder. Öyle de: Kendine, vücûduna ve enâniyetine dayansan, yıldız böceği gibi olursun. Eğer sen fânî vücûdunu, o vücûdu sana veren Hàlık’ın yolunda fedâ etsen bal arısı gibi olursun. Hadsiz bir nur-u vücûd bulursun. Hem fedâ et, çünkü; şu vücûd sende vedîa ve emânettir.
وَ مُلْكِ اُو وَ اُو دَادَه فَـنَا كُنْ تَا بَقَا يَابَدْ
اَزْ اۤنْ سِرِّى كِه نَفْىِ نَفْى اِثْـبَاتَسْت
