پَسْ دَرْ رَاهِ تُو اَزْ اِينْ جُـزْءِ نِيـزْ بَازْ مِى گُذَشْتَنْ چَارَهٴِ مَنْ اَسْت
O çare ise, şudur ki: O cüz'-i ihtiyarîden dahi vazgeçip, irâde-i İlâhiye’ye işini bırakıp, kendi havl ve kuvvetinden teberrî edip, Cenâb-ı Hakk’ın havl ve kuvvetine ilticâ ederek, hakikat-i tevekküle yapışmaktır. “Yâ Rab! Mâdem çare-i necât budur. Senin yolunda o cüz'-i ihtiyarîden vazgeçiyorum ve enâniyetimden teberrî ediyorum...
تَا عِنَايَتِ تُو دَسْتْگِيرِ مَنْ شَوَدْ،
رَحْمَتِ بِى نِهَايَتِ تُو پَـنَاهِ مَنْ اَسْت
Tâ senin inâyetin, acz ve zaafıma merhameten elimi tutsun. Hem, tâ senin rahmetin, fakr ve ihtiyacıma şefkat edip bana istinâdgâh olabilsin, kendi kapısını bana açsın.”
اۤنْ كَسْ كِه بَحْرِ بِى نِهَايَتِ رَحْمَتْ يَافْت اَسْت
تَكْيَه نَه كُنَدْ بَرْ اِينْ جُزْءِ اِخْتِيَارِى كِه يَكْ قَطْرَه سَرَابَسْت
Evet, her kim ki; rahmetin nihâyetsiz denizini bulsa elbette bir katre serâb hükmünde olan cüz'-i ihtiyarına i'timâd etmez; rahmeti bırakıp ona müracaat etmez.
اَيْوَاهْ اِينْ زَنْدَگَانِى هَـمْ چُو خَوابَسْت
وِينْ عُمْرِ بِى بُنْـيَادْ هَـمْ چُو بَادَسْت
Eyvâh aldandık!.. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sâbit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi' ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat
