(Hâşiye-7) Îmân, o kabir kapısını, âlem-i nur kapısı ve o yol dahi, saâdet-i ebediye yolu olduğunu gösterdiğinden, dertlerime hem derman, hem merhem olur.
مَرَا جُزْ جُزْءِ اِخْتـِـيَارِى چِيـزِى نِيسْت دَرْ دَسْت
İşte şu altı cihette ünsiyet ve tesellî değil, belki dehşet ve vahşet aldığım onlara mukâbil, benim elimde bir cüz'-i ihtiyarîden başka hiçbir şey yoktur ki, ona dayanıp onunla mukàbele edeyim. (Hâşiye-8)
(Hâşiye-8) Îmân, o cüz'-i lâyetecezzâ hükmündeki cüz'-i ihtiyarî yerine, gayr-ı mütenâhî bir kudrete istinâd etmek için bir vesika verir ve belki îmân bir vesikadır.
كِه اُو جُـزْء هَـمْ عَاجِـزْ، هَـمْ كُوتَاه و هَـمْ كَمْ عَـيَارَسْت
Hâlbuki o cüz'-i ihtiyarî denilen silâh-ı insanî hem âciz, hem kısadır, hem ayarı noksandır. İcâd edemez, kisbden başka hiçbir şey elinden gelmez. (Hâşiye-9)
(Hâşiye-9) Îmân, o cüz'-i ihtiyarîyi, Allah nâmına istimâl ettirip herşeye karşı kâfî getirir. Bir askerin cüz'î kuvvetini, devlet hesabına istimâl ettiği vakit, binler kuvvetinden fazla işler görmesi gibi...
نَه دَرْ مَاضِى مَجَالِ حُلُولْ نَه دَرْ مُسْتَـقْبَـلْ مَدَارِ نُفُوذَسْت
Ne geçmiş zamana hulûl edebilir, ne de gelecek zamana nüfûz edebilir. Mâzi ve müstakbele ait emellerime ve elemlerime fâidesi yoktur. (Hâşiye-10)
