Hem bir mezraadır. Ek ve mahsulünü al, muhâfaza et; müzahrefâtını at, ehemmiyet verme!..
Hem birbiri arkasında dâim gelen geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise, onlarda tecellî edeni bil, envârını gör ve onlarda tezâhür eden esmânın tecelliyâtını anla ve müsemmâlarını sev ve zevâle ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes!..
Hem seyyâr bir ticâretgâhtır. Öyle ise, alış verişini yap, gel. Ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhûde koşma, yorulma!..
Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Öyle ise, nazar-ı ibretle bak ve zâhirî çirkin yüzüne değil; belki, Cemîl-i Bâkî’ye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve fâideli bir tenezzüh yap, dön. Ve o güzel manzaraları irâe eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme!..
Hem bir misâfirhânedir. Öyle ise, onu yapan Mihmandâr-ı Kerîm’in izni dâiresinde ye, iç, şükret. Kanunu dâiresinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git. Herzekârâne, fuzûlî bir sûrette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma!..” gibi zâhir hakikatlerle dünyanın iç yüzündeki esrârı gösterip, dünyadan müfârakatı gayet hafifleştirir, belki hüşyâr olanlara sevdirir ve rahmetinin herşeyde ve her şe'ninde bir izi bulunduğunu gösterir. İşte Kur'ân şu Beş Veche işâret ettiği gibi, başka hususî vecihlere dahi Âyât-ı Kur'âniye işâret ediyor.
Veyl o kimseye ki, şu beş vecihten bir hissesi olmaya... ∗∗∗
