İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 35 / 262
35

Birden sağ cihetinden, ra'd gibi bir ses gelir. Der: “Sakın aldanma! Ve o dessâsa de ki: Eğer arkamdaki arslanı öldürüp, önümdeki darağacını kaldırıp, sağ ve solumdaki yaraları def'edip, peşimdeki yolculuğu men'edecek bir çare sende varsa, bulursan; haydi yap, göster, görelim. Sonra de: Gel keyfedelim. Yoksa sus hey sersem!.. Tâ Hızır gibi bu zât-ı semâvî dediğini desin...”

İşte ey gençliğinde gülmüş, şimdi güldüğüne ağlayan nefsim! Bil!.. O bîçâre asker ise; sensin ve insandır. Ve o arslan ise; eceldir. Ve o darağacı ise; ölüm ve zevâl ve firâktır ki; gece-gündüzün dönmesinde, her dost vedâ eder, kaybolur. Ve o iki yara ise; birisi, müz'ic ve hadsiz bir acz-i beşerî; diğeri, elîm, nihâyetsiz bir fakr-ı insanîdir. Ve o nefy ve yolculuk ise; âlem-i ervâhtan, rahm-ı mâderden, sabâvetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihandır.

Ve o iki tılsım ise; Cenâb-ı Hakk’a îmân ve Âhiret’e îmândır. Evet, şu kudsî tılsım ile ölüm; insan-ı mü'mini, zindân-ı dünyadan bostan-ı cinâna, huzur-u Rahmân’a götüren bir musahhar at ve burâk sûretini alır. Onun içindir ki; ölümün hakikatini gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler.

Hem zevâl ve firâk, memât ve vefât ve darağacı olan mürûr-u zaman, o îmân tılsımı ile, Sâni'-i Zülcelâl’in taze taze, renk renk, çeşit çeşit mu'cizât-ı nakşını, havârık-ı kudretini, tecelliyât-ı rahmetini, kemâl-i lezzetle seyr ve temâşâya vâsıta sûretini alır. Evet, Güneş’in nurundaki renkleri gösteren âyinelerin tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi, daha hoş, daha güzel manzaralar teşkil eder.

Ve o iki ilâç ise; biri, sabır ile tevekküldür. Hàlık’ının kudretine istinâd, hikmetine i'timâddır. Öyle mi?

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.