iki güzel kokulu Gül-ü Muhammedî (A.S.M) denilen latîf çiçeğe inkılâb ederler. Hem, sana bir bilet vereceğim. Onunla uçar gibi bir senelik bir yolu, bir günde kesersin. İşte eğer inanmıyorsan bir parça tecrübe et. Tâ doğru olduğunu anlayasın.” Hakikaten bir parça tecrübe etti. Doğru olduğunu tasdik etti.
Evet ben, yani şu bîçâre Said dahi bunu tasdik ederim. Çünkü; biraz tecrübe ettim. Pek doğru gördüm.
Bundan sonra birden gördü ki; sol cihetinden şeytan gibi dessâs, ayyaş, aldatıcı bir adam; çok zînetler, süslü sûretler, fantaziyeler, müskirler beraber olduğu hâlde geldi. Karşısında durdu. Ona dedi:
“Hey arkadaş! Gel gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel kız sûretlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim.”
Suâl: Hâ hâ!.. Nedir ağzında gizli okuyorsun?
Cevab: Bir tılsım.
– Bırak şu anlaşılmaz işi!.. Hazır keyfimizi bozmayalım.
S– Hâ!.. Şu ellerindeki nedir?
C– Bir ilâç.
– At şunu. Sağlamsın. Neyin var. Alkış zamanıdır.
S– Hâ!.. Şu beş nişanlı kağıt nedir?
C– Bir bilet. Bir ta'yinât senedi.
– “Yırt bunları. Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâzım..” der. Herbir desîse ile onu iknâa çalışır. Hattâ o bîçâre ona biraz meyleder. Evet, insan aldanır. Ben de öyle bir dessâsa aldandım.
