Fakat his gider; o elemden de kurtulur. Demek Cenâb-ı Hakk’ın gayet büyük ve mükemmel bir rahmeti, re'feti ve şefkati gaybı bildirmemektedir. Bilhassa masûm hayvanlar hakkında daha tamdır. Demek sefîhâne lezzette, sen hayvanlara yetişemezsin. Binler derece aşağı düşersin. Çünkü, hayvana nisbeten gaybî olan şeyleri senin aklın görüyor, elemini alıyor. Setr-i gaybda bulunan istirahat-i tâmmeden bilkülliye mahrumsun...
Hem senin medâr-ı fahrin olan uhuvvet ve hürmet ve hamiyet gibi güzel hasletlerin; incecik bir zamana, büyük bir sahrâdan bir parmak kadar yere inhisar ve hadsiz zamanda yalnız hazır saate mahsûs olduğundan, sun'î ve muvakkat ve sahtekâr ve asılsız ve gayet cüz'î olup, senin insaniyetin ve kemâlâtın o nisbette küçülür, hiçe iner. Fakat îmân ehlinin uhuvveti ve hürmeti ve muhabbeti ve hamiyeti, îmân cihetiyle mevcûd bulunan mâzi ve müstakbeli ihâta ettiğinden, insaniyeti ve kemâlâtı o nisbette teâlî eder. Hem senin dünyaca muvaffakıyetin, elmasçı ve divâne olmuş bir Yahudî’nin cam parçalarını elmas fiatıyla aldığı gibi; sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata; uzun ve dâimî ve geniş bir hayatın fiatını verdiğin için, elbette o had dairesinde galebe edersin. Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hissiyatla müteveccih olduğun için, ehl-i diyânete muvakkaten tefevvuk edersin.
Hem senin aklın, rûhun, kalbin, duyguların; ulvî vazifelerini bırakıp, süflî nefsin ve pis hevesin rezîl işlerine iştirâk ve yardım ettiklerinden, ehl-i îmâna dünyada galebe edersin. Ve zâhirde daha sevimli görünürsün. Çünkü, senin akıl ve kalb ve rûhun gayet derecede tedennî ve tereddî ve sukùt edip, pis heves ve rezîl nefse inkılâb etmişler, mesholmuşlar. Elbette bu cihette, sana Cehennemi ve mazlum ehl-i îmâna Cennet’i kazandıran bir muvakkat galeben olacak... ∗∗∗
