İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 173 / 262
173

Hem netice ve âkıbetlerine işâret eden:

﴾ فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ ﴿ olan âyete dikkat et. Ne kadar ulvî, mu'cizâne, beyân ettiğimiz muvâzeneyi ifâde ederler.

Birinci âyet; Onbirinci Söz’de tafsîlen o âyetin i'câzkârâne ve îcâzkârâne ifâde ettiği hakikati, o sözde beyân edildiğinden, onu oraya havâle ederiz.

İkinci âyet ise; yalnız bir küçük işâretle göstereceğiz ki, ne kadar ulvî bir hakikati ifâde ediyor. Şöyle ki:

Şu âyet, mefhûm-u muvâfık ile şöyle fermân ediyor: “Ehl-i dalâletin ölmesiyle, semâvât ve zemin, onların üstünde ağlamıyorlar.” Ve mefhûm-u muhâlif ile delâlet ediyor ki; “Ehl-i îmânın dünyadan gitmesiyle, semâvât ve zemin, onların üstünde ağlıyor...” Yani: Ehl-i dalâlet, mâdem semâvât ve arzın vazifelerini inkâr ediyor, mânâlarını bilmiyor, onların kıymetlerini iskàt ediyor. Sâni'lerini tanımıyor. Onlara karşı bir hakaret, bir adâvet ettiğinden; elbette semâvât ve zemin, onlara ağlamak değil, belki onlara nefrîn eder. Onların gebermesiyle memnun olurlar.

Ve mefhûm-u muhâlif ile der: “Semâvât ve arz, ehl-i îmânın ölmesiyle ağlarlar.” Zîra ehl-i îmân ise –çünkü– semâvât ve arzın vazifelerini bilir. Hakîki hakikatlerini tasdik ediyor. Ve onların ifâde ettikleri mânâları îmân ile anlıyor. “Ne kadar güzel yapılmışlar, ne kadar güzel hizmet ediyorlar.” diyor. Ve onlara lâyık kıymeti veriyor ve ihtiram ediyor. Cenâb-ı Hak hesabına onlara ve onlar âyine oldukları esmâya muhabbet ediyor. İşte bu sır içindir ki; semâvât ve zemin, ağlar gibi ehl-i îmânın zevâline mahzûn oluyorlar. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.