İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 172 / 262
172

Hem de Kur'ân’ın hakikati der ki: “Ey mü'min! Sendeki nihâyetsiz muhabbet kàbiliyetini, çirkin ve noksan ve şerûr ve sana muzır olan nefs-i emmârene verme. Onu mahbûb ve onun hevâsını kendine ma'bûd ittihàz etme. Belki sendeki o nihâyetsiz muhabbet kàbiliyetini; nihâyetsiz bir muhabbete lâyık, hem nihâyetsiz sana ihsân edebilen, hem istikbâlde seni nihâyetsiz mes'ûd eden, hem bütün alâkadar olduğun ve onların saâdetleriyle mes'ûd olduğun bütün zâtları, ihsânatıyla mes'ûd eden, hem nihâyetsiz kemâlâtı bulunan ve nihâyetsiz derecede kudsî, ulvî, münezzeh, kusursuz, noksansız, zevâlsiz cemâl sâhibi olan ve bütün esmâsı, nihâyet derecede güzel olan ve her isminde pekçok envâr-ı hüsün ve cemâl bulunan ve Cennet bütün güzellikleriyle ve ni'metleriyle, O’nun cemâl-i rahmetini ve rahmet-i cemâlini gösteren ve sevimli ve sevilen bütün kâinâttaki bütün hüsün ve cemâl ve mehâsin ve kemâlât, O’nun cemâline ve kemâline işâret eden ve delâlet eden ve emâre olan bir Zât’ı, mahbûb ve ma'bûd ittihàz et!..”

Hem der: “Ey İnsan! O’nun esmâ ve sıfâtına ait isti'dâd-ı muhabbetini, sâir bekàsız mevcûdâta verme, fâidesiz mahlûkata dağıtma. Çünkü; âsâr ve mahlûkat fânîdirler. Fakat o âsârda ve o masnûâtta nakışları, cilveleri görünen Esmâ-i Hüsnâ, bâkîdirler, dâimîdirler. Ve esmâ ve sıfâtın herbirisinde binler merâtib-i ihsân ve cemâl ve binler tabakàt-ı kemâl ve muhabbet var. Sen yalnız Rahmân ismine bak ki; Cennet bir cilvesi ve saâdet-i ebediye, bir lem'ası ve dünyadaki bütün rızık ve ni'met, bir katresidir.”

İşte şu muvâzene, ehl-i dalâletle ehl-i îmânın hayat ve vazife cihetindeki mâhiyetlerine işâret eden:

﴿ لَقَدْ خَلَقْنَا اْلاِنْسَانَ ف۪ٓى اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍ ٭ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِل۪ينَ ٭ اِلاَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ﴾

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.