İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 49 / 262
49

Amma, Hikmet-i Kur'ân’ın hàlis tilmizi ise; bir abddir; fakat, a'zam-ı mahlûkata da ibâdete tenezzül etmez. Hem Cennet gibi a'zam-ı menfaat olan bir şeyi, gaye-i ibâdet kabûl etmez bir abd-i azîzdir. Hem hakîki tilmizi, mütevâzidir, selîm, halîmdir; fakat, Fâtır’ının gayrına, dâire-i izni haricinde ihtiyarıyla tezellüle tenezzül etmez. Hem fakir ve zaîftir, fakr ve za'fını bilir; fakat onun Mâlik-i Kerîm’i, ona iddihar ettiği uhrevî servet ile müstağnîdir ve Seyyid’inin nihâyetsiz kudretine istinâd ettiği için kavîdir. Hem yalnız livechillâh, rızâ-i İlâhî için, fazilet için amel eder, çalışır.

İşte, iki hikmetin verdiği terbiye, iki tilmizin muvâzenesiyle anlaşılır.

ÜÇÜNCÜ ESÂS: Hikmet-i felsefe ile Hikmet-i Kur'âniye’nin hayat-ı ictimâiye-i beşeriyeye verdiği terbiyeler:

Amma hikmet-i felsefe ise; hayat-ı ictimâiyede nokta-i istinâdı, “kuvvet” kabûl eder. Hedefi, “menfaat” bilir. Düstur-u hayatı, “cidâl” tanır. Cemâatlerin râbıtasını, “unsuriyet, menfî milliyeti” tutar. Semerâtı ise, “hevesât-ı nefsâniyeyi tatmin ve hâcât-ı beşeriyeyi tezyîd” dir. Hâlbuki; kuvvetin şe'ni, “tecâvüz”dür. Menfaatin şe'ni, her arzuya kâfî gelmediğinden üstünde “boğuşmak”tır. Düstur-u cidâlin şe'ni, “çarpışmak”tır. Unsuriyetin şe'ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan; “tecâvüz”dür. İşte bu hikmettendir ki, beşerin saâdeti selb olmuştur.

Amma Hikmet-i Kur'âniye ise; nokta-i istinâdı, kuvvete bedel “hakk”ı kabûl eder. Gayede menfaate bedel, “fazilet ve rızâ-yı İlâhî”yi kabûl eder. Hayatta düstur-u cidâl yerine, “düstur-u teâvün”ü esâs tutar. Cemâatlerin râbıtalarında unsuriyet, milliyet yerine “râbıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî” kabûl eder. Gâyâtı, hevesât-ı nefsâniyenin tecâvüzâtına sed çekip, rûhu maâliyâta teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder ve insanı kemâlât-ı insaniyeye sevkedip insan eder...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.