İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 42 / 262
42

İşte bu sebebden şöyle düşündü ki: “Bu acîb işler birbiriyle alâkadardır. Hem bir emir ile hareket ederler gibi görünüyor. Öyle ise bu işlerde bir tılsım vardır. Evet bunlar bir gizli hâkimin emriyle dönerler. Öyle ise ben yalnız değilim; o gizli hâkim bana bakıyor, beni tecrübe ediyor, bir maksad için beni bir yere sevkedip dâvet ediyor.”

Şu tatlı korku ve güzel fikirden bir merak neş'et eder ki: “Acaba beni tecrübe edip kendini bana tanıttırmak isteyen ve bu acîb yol ile bir maksada sevkeden kimdir?”

Sonra tanımak merakından tılsım sâhibinin muhabbeti neş'et etti. Ve şu muhabbetten tılsımı açmak arzusu neş'et etti. Ve o arzudan tılsım sâhibini râzı edecek ve hoşuna gidecek bir güzel vaziyet almak irâdesi neş'et etti.

Sonra ağacın başına baktı, gördü ki, incir ağacıdır; fakat başında binlerle ağacın meyveleri vardır. O vakit bütün bütün korkusu gitti. Çünkü; kat'î anladı ki; bu incir ağacı bir listedir, bir fihristedir, bir sergidir. O mahfî hâkim, bağ ve bostanındaki meyvelerin nümûnelerini bir tılsım ve bir mu'cize ile o ağaca takmış ve kendi misâfirlerine ihzar ettiği et'imeye birer işâret sûretinde o ağacı tezyîn etmiş olmalı. Yoksa bir tek ağaç, binler ağaçların meyvelerini vermez.

Sonra niyâza başladı. Tâ, tılsımın anahtarı ona ilhâm oldu. Bağırdı ki:

“Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehàlet ediyorum ve sana hizmetkârım. Ve senin rızânı istiyorum. Ve seni arıyorum.”

Ve bu niyâzdan sonra, birden kuyunun duvarı yarılıp, şâhâne, nezîh ve güzel bir bahçeye bir kapı açıldı. Belki ejderha ağzı, o kapıya inkılâb etti. Ve arslan ve ejderha, iki hizmetkâr sûretini

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.