İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 197 / 262
197

Hem rızk cihetinde bir taahhüd altında ve kısa olan bir istikbâl, o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip, kabirden sonra hakîki ve uzun ve gâfiller hakkında taahhüd altına alınmamış bir istikbâle teveccüh eder.

Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir… Bakar ki; muvakkaten onun nezâretine verilmiş o fânî mal ve âfetli şöhret ve tehlikeli ve riyâya medâr olan câh, o şiddetli hırsa değmiyor. Ondan, hakîki câh olan merâtib-i maneviyeye ve derecât-ı kurbiyeye ve zâd-ı Âhirete ve hakîki mal olan a'mâl-i sâlihaya teveccüh eder. Fenâ haslet olan hırs-ı mecâzî ise, àlî bir haslet olan hırs-ı hakîkiye inkılâb eder.

Hem meselâ; şiddetli bir inâd ile; ehemmiyetsiz, zâil, fânî umûrlara karşı hissiyatını sarfeder. Bakar ki, bir dakika inâda değmeyen bir şeye, bir sene inâd ediyor. Hem zararlı, zehirli bir şeye inâd nâmına sebat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his, böyle şeyler için verilmemiş. Onu onlara sarfetmek, hikmet ve hakikate münâfîdir. O şiddetli inâdı, o lüzumsuz umûr-u zâileye vermeyip, àlî ve bâkî olan hakàik-ı Îmâniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye ve hıdemât-ı uhreviyeye sarfeder. O haslet-i rezîle olan inâd-ı mecâzî, güzel ve àlî bir haslet olan hakîki inâda –yani hakta şiddetli sebata– inkılâb eder.

İşte şu üç misâl gibi, insanlar, insana verilen cihâzât-ı maneviyeyi, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimâl etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gâfilâne davransa, ahlâk-ı rezîleye ve isrâfât ve abesiyete medâr olur. Eğer hafiflerini dünya umûruna.. ve şiddetlilerini vezâif-i uhreviyeye ve maneviyeye sarf etse, ahlâk-ı hamîdeye menşe', hikmet ve hakikate muvâfık olarak saâdet-i dâreyne medâr olur.

İşte tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda te'sirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki; ahlâksız insanlara derler: “Hased etme! Hırs gösterme! Adâvet etme! İnâd etme! Dünyayı sevme!”

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.