İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 160 / 262
160

tevağğul sebebiyle güyâ tasallüb ediyor. Sonra gaflet ve inkâr ile o enâniyet tecemmüd eder. Sonra isyan ile tekeddür eder, şeffâfiyetini kaybeder. Sonra gittikçe kalınlaşıp sâhibini yutar. Nev'-i insanın efkârıyla şişer. Sonra sâir insanları, hattâ esbâbı kendine ve nefsine kıyâs edip, onlara –kabûl etmedikleri ve teberrî ettikleri hâlde– birer fir'avunluk verir. İşte o vakit, Hàlık-ı Zülcelâl’in evâmirine karşı mübâreze vaziyetini alır. ﴾ مَنْ يُحْىِ الْعِظَامَ وَهِىَ رَم۪يمٌ ﴿ der. Meydân okur gibi, Kadîr-i Mutlak’ı acz ile ittiham eder. Hattâ, Hàlık-ı Zülcelâl’in evsâfına müdâhale eder. İşine gelmeyenleri ve nefs-i emmârenin fir'avunluğunun hoşuna gitmeyenleri ya red, ya inkâr, ya tahrif eder. Ezcümle:

Felâsifenin bir tâifesi, Cenâb-ı Hakk’a “Mûcib-i Bizzat” demişler, ihtiyarını nefyetmişler; ihtiyarını isbât eden bütün kâinâtın nihâyetsiz şehâdetlerini tekzîb etmişler. Feyâ Sübhânallâh! Şu kâinâtta zerreden şemse kadar bütün mevcûdât, taayyünâtlarıyla, intizamâtıyla, hikmetleriyle, mîzanlarıyla Sâni'in ihtiyarını gösterdikleri hâlde, şu kör olası felsefenin gözü görmüyor.

Hem bir kısım felâsife, “Cüz'iyâta ilm-i İlâhî taalluk etmiyor.” diye ilm-i İlâhî’nin azametli ihâtasını nefyedip bütün mevcûdâtın şehâdât-ı sâdıkalarını reddetmişler.

Hem felsefe, esbâba te'sir verip tabiat eline icâd verir. Yirmiikinci Söz’de kat'î bir sûrette isbât edildiği gibi; herşeyde, Hàlık-ı Külli Şey’e hàs, parlak sikkeyi görmeyip, âciz, câmid, şuûrsuz, kör ve iki eli tesâdüf ve kuvvet gibi iki körün elinde olan tabiata masdariyet verip binler hikmet-i àliyeyi ifâde eden ve herbiri birer Mektûbat-ı Samedâniye hükmünde olan mevcûdâtın bir kısmını ona mal eder.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.