İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 135 / 262
135

ve Rızâ-yı İlâhî”yi kabûl eder. Hayatta, düstur-u cidâl yerine “düstur-u teâvün”ü esâs tutar. Cemâatlerin râbıtalarında, unsuriyet ve milliyet yerine “râbıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî” kabûl eder. Gâyâtı, “Hevesât-ı nefsâniyenin nâmeşrû tecâvüzâtına sed çekip rûhu maâliyâta teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin etmektir ve insanı kemâlât-ı insaniyeye sevkedip insan etmektir.” Hakkın şe'ni ise, ittifaktır. Faziletin şe'ni, tesânüddür. Teâvünün şe'ni, birbirinin imdâdına yetişmektir. Dinin şe'ni, uhuvvettir, incizabdır. Nefs-i emmâreyi gemlemekle bağlamak, rûhu kemâlâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe'ni, saâdet-i dâreyndir. İşte, medeniyet-i hâzıra, edyân-ı sâbıka-i semâviyeden, bâhusus Kur'ân’ın irşadâtından aldığı mehâsinle beraber Kur'ân’a karşı böyle hakikat nazarında mağlûb düşmüştür.

Üçüncü derece: Binler mesâilinden yalnız nümûne olarak üç-dört mes'eleyi göstereceğiz. Evet, Kur'ân’ın düsturları, kanunları, ezelden geldiğinden ebede gidecektir. Medeniyetin kanunları gibi ihtiyar olup ölüme mahkûm değildir. Dâima gençtir, kuvvetlidir. Meselâ: Medeniyetin bütün cem'iyât-ı hayriyeleri ile, bütün cebbârâne şedîd inzibat ve nizâmâtlarıyla, bütün ahlâkî terbiyegâhlarıyla, Kur'ân-ı Hakîm’in iki mes'elesine karşı muâraza edemeyip mağlûb düşmüşlerdir. Meselâ:

﴿ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ ﴾

﴿ وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰوا﴾

Kur'ân’ın bu galebe-i i'câzkârânesini bir mukaddime ile beyân edeceğiz. Şöyle ki:

İşârâtü'l-İ'câz’da isbât edildiği gibi bütün ihtilâlât-ı beşeriyenin mâdeni, bir kelime olduğu gibi; bütün ahlâk-ı seyyienin menba'ı dahi, bir kelimedir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.