İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 104 / 262
104

Evet hakikat-i hâlde âyât-ı beyyinâtın beyânıyla sâbit olan: Bütün mevcûdât, herbirisi birer mahsûs tesbih ve birer hususî ibâdet, birer hàs secde ettikleri gibi; bütün kâinâttan Dergâh-ı İlâhiye’ye giden, bir duâdır.

Ya isti'dat lisânıyladır; –bütün nebâtâtın duâları gibi– ki; herbiri lisân-ı isti'dâdıyla Feyyâz-ı Mutlak’tan bir sûret taleb ediyorlar. Ve esmâsına bir mazhariyet-i münkeşife istiyorlar.

Veya ihtiyac-ı fıtrî lisânıyladır; –bütün zîhayatın iktidarları dâhilinde olmayan hâcât-ı zarûriyeleri için duâlarıdır– ki; herbirisi o ihtiyac-ı fıtrî lisânıyla, Cevvâd-ı Mutlak’tan idâme-i hayatları için bir nev'i rızık hükmünde bazı metâlibi istiyorlar.

Veya lisân-ı ıztırarıyla bir duâdır ki; muztar kalan herbir zîrûh, kat'î bir ilticâ ile duâ eder, bir hâmî-i mechûlüne ilticâ eder. Belki Rabb-i Rahîm’ine teveccüh eder. Bu üç nev'i duâ bir mâni olmazsa dâima makbûldür.

Dördüncü nev'i ki; –en meşhûrudur– bizim duâmızdır. Bu da iki kısımdır: Biri, fiilî ve hâlî; diğeri, kalbî ve kàlîdir.

Meselâ: Esbâba teşebbüs, bir duâ-yı fiilîdir. Esbâbın ictimâ'ı; müsebbebi icâd etmek için değil, belki lisân-ı hâl ile müsebbebi Cenâb-ı Hak’tan istemek için bir vaziyet-i marziye almaktır. Hattâ çift sürmek, hazine-i rahmet kapısını çalmaktır. Bu nev'i duâ-yı fiilî; Cevvâd-ı Mutlak’ın isim ve ünvânına müteveccih olduğundan, kabûle mazhariyeti ekseriyet-i mutlakadır.

İkinci kısım: Lisân ile, kalb ile duâ etmektir. Eli yetişmediği bir kısım metâlibi istemektir. Bunun en mühim ciheti, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur ki: Duâ eden adam anlar ki; birisi var, onun hâtırât-ı kalbini işitir. Herşeye eli yetişir. Herbir arzusunu yerine getirebilir. Aczine merhamet eder, fakrına medet eder.

İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Duâ gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medârı olan bir vesileyi

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.