İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 32 / 46
32

iltica etmeli. Rububiyet’ine karışmamalı. Tedbiri O’na bırakmalı. Hikmetine itimad etmeli. Rahmetini ittiham etmemeli.

Evet hakikat-ı halde âyât-ı beyyinatın beyanıyla sabit olan: Bütün mevcudat, her birisi birer mahsus tesbih ve birer hususî ibadet, birer has secde ettikleri gibi; bütün kâinattan dergâh-ı İlâhiye’ye giden, bir duadır.

Ya istidat lisanıyladır; –bütün nebâtâtın duaları gibi– ki; her biri lisan-ı istidadıyla Feyyaz-ı Mutlak’tan bir suret talep ediyorlar. Ve esmâsına bir mazhariyet-i münkeşife istiyorlar.

Veya ihtiyac-ı fıtrî lisanıyladır; –bütün zîhayatın iktidarları dahilinde olmayan hâcât-ı zaruriyeleri için dualarıdır– ki; her birisi o ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla, Cevvâd-ı Mutlak’tan idame-i hayatları için bir nevi rızık hükmünde bazı metâlibi istiyorlar.

Veya lisan-ı ıztırarıyla bir duadır ki; muztar kalan herbir zîruh, kat’î bir iltica ile dua eder, bir hâmi-i meçhulüne iltica eder. Belki Rabb-ı Rahîm’ine teveccüh eder. Bu üç nevi duâ bir mânî olmazsa daima makbuldür.

Dördüncü nevi ki; –en meşhurudur– bizim duamızdır. Bu da iki kısımdır: Biri, fiilî ve hâlî; diğeri, kalbî ve kàlîdir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.