İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 30 / 46
30

Elcevap: Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem aynı matlubu vermek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine tâbidir.

Meselâ; hasta bir çocuk çağırır: “Yâ hekim! Bana bak.” Hekim: “Lebbeyk” der. “Ne istersin?” cevap verir. Çocuk: “Şu ilâcı ver bana.” der. Hekim ise, ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez.

İşte Cenâb-ı Hak; Hakîm-i Mutlak, hâzır, nâzır olduğu için, abdin duasına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat, insanın hevâperestâne ve heveskârâne tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniye’nin iktizasıyla; ya matlûbunu veya daha evlâsını verir, veya hiç vermez.

Hem, dua bir ubûdiyettir. Ubûdiyet ise; semerâtı, uhreviyedir. Dünye-vî maksatlar ise; o nevi dua ve ibadetin vakitleridir. O maksatlar, gayeleri değil. Meselâ: Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa; o dua, o ibadet,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.