İstanbul İlim ve Kültür Vakfı

Cephede Yazılan Bir Tefsir

Cephede Yazılan Bir Tefsir

Van’daki derslerden cepheye uzanan İşârâtü’l-İ’câz’ın telif hikâyesi

Birinci Dünya Savaşı’nın Doğu cephesinde, gönüllülerine kumanda eden Said Nursî bir tefsir yazdırıyordu. Müracaat edebileceği kitaplar yanında değildi. Savaşın imkân verdiği anlarda Kur’ân âyetleri üzerinde duruyor, kalbine gelen nükteleri talebesi Molla Habib’e kaydettiriyordu. İşârâtü’l-İ’câz’ın önemli bir kısmı bu şartlarda telif edildi. [1]

Bu şartlarda tefsirle meşgul olması, Bediüzzaman’ın Kur’ân’a verdiği kıymeti düşündürüyor. Çalışmak için zorlukların bütünüyle geçmesini beklemedi. Eserinin başında hatırlattığı kaideyi kendi hayatında da takip etti:

“Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde o şeyi tamamıyla terketmek câiz değildir!” [2]

Tarihçe-i Hayat’ta Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına ait olduğu belirtilen portre

Van’daki derslerden cepheye

Savaştan önce Van’da talebeleriyle ders yapan Said Nursî, Doğu’da kurulmasını istediği Medresetü’z-Zehrâ için çalışıyordu. Van Gölü kıyısında temeli atılan bu müessesede din ilimleriyle fen ilimlerinin birlikte okutulmasını istiyordu. Savaş, bu teşebbüsü yarım bıraktı. Horhor Medresesi’nde beraber ders okuyan hoca ile talebeleri, bir süre sonra kendilerini cephede buldular.

Van’daki Kur’ân derslerinde başlayan tefsir çalışması da onlarla birlikte cepheye taşındı. Bediüzzaman’ın Erzurum ve Pasinler’in dağlarında fırsat buldukça kaydettiği nükteler, bu derslerin devamıydı. [2]

Molla Habib’in yazdığı satırlar

İşârâtü’l-İ’câz’ın telifinde ilk talebelerinden Molla Habib’in ayrı bir yeri vardır. Tarihçe-i Hayat, hoca ile talebesinin bu mesaisini şöyle anlatır:

“Bazen avcı hattında, bazen at üzerinde, bazen de sipere girdikleri zaman; kendisi söylüyor, Molla Habib de yazıyordu.” [1]

Avcı hattı, düşmanla doğrudan karşılaşılan ileri muharebe hattıdır. Bediüzzaman, eserin kısa ve yoğun anlatımını açıklarken “O zaman, izâha müsâade etmiyordu” der. [3] Talebelerinin ilmî seviyesini gözetmesi ve âyetlerdeki ince mâna bağlarını ele alması da bu anlatımda etkiliydi. Kitabın bir cümlesi üzerinde uzun uzun durmak gerekebilir.

Bir âyetin içinde derinleşmek

İşârâtü’l-İ’câz’da nazım, kelimelerin âyet içindeki yerini ve birbirleriyle kurdukları mâna bağını da içine alır. İ’câz ise Kur’ân’ın benzeri getirilemeyen mucizevî ifadesidir. Bediüzzaman, maksadını “Kur’ânın nazmına, lafzına ve ibaresine ait i’câz işâretlerini ve remizlerini beyân etmektir” diye açıklar. [4]

Fâtiha’daki “İyyâke na’büdü” ifadesi buna yakın bir örnektir. “Yalnız sana ibadet ederiz” derken neden çoğul konuşuruz? Tefsirde bu söyleyişin, bedenimizdeki azalar ve zerrelerle birlikte bütün tevhid ehlinin ve kâinattaki varlıkların ibadetine işaret ettiği anlatılır. Kul, Rabbine yönelirken kendisini büyük bir ibadet cemaati içinde bulur. [4] Her gün okuduğumuz bir âyet, mânâsı üzerinde durdukça kalbimizde daha geniş bir yer edinir.

Savaşta da gözetilen sınır

Rus kuvvetlerinin ilerleyişi Said Nursî ile talebelerini Van’a getirdi. Van Kalesi’nde savunmaya devam etmek isterken Vali Cevdet Bey’in ısrarıyla Vastan’a çekildiler. Halk Bitlis yönüne giderken, geride kalan ailelerin güvenliği için Kazak süvarilerini oyaladılar. Geceleri yüksek bir tepeye çıkarak yardım kuvveti geldiği izlenimini vermesi, insanlara uzaklaşmak için zaman kazandırıyordu. [1]

Nurlu Yıllar’da “Keçe Külâhlılar” bölümünde yayımlanan milis fotoğrafı

Tarihçe-i Hayat’ta, bulunduğu yerde toplanan Ermeni çocukları için askerlere “Bunlara ilişmeyiniz!” diye emrettiği, ardından ailelerine dönmelerini sağladığı anlatılır. [5] Silâhlı mücadele içinde masumların hakkını gözetmesi, onun Kur’ân’a bağlılığını davranışlarıyla da gösterir.

Bitlis savunmasından esarete

Molla Habib, Vastan’da şehit düştü. Onun ardından tefsirin sayfaları, birlikte geçen derslerin ve cephe günlerinin hatırasını da taşıdı. Bitlis savunmasında ise Said Nursî, gönüllülerle Nurşin yönüne gidip Muş tarafından getirilen topların kurtarılmasını sağladı. Şehrin birkaç gün daha savunulması, halkın çekilmesine imkân verdi. [5]

Çatışmalarda yeğeni Ubeyd’i ve birçok talebesini kaybetti. Yaralı ve ayağı kırık hâlde, hayatta kalan talebeleriyle su ve çamur içinde bekledi. Talebelerinden kendilerini kurtarmalarını istediyse de onu bırakmadılar. Sonunda Ruslara esir düştüler. [5] Esaret yolu Kologrif ve Kostroma’ya uzandı. Burada da esirler arasında ders vermeyi sürdürdü.

Bediüzzaman, İşârâtü’l-İ’câz’ın ifadelerini sonradan gözden geçirirken onlara “şehîdler arasında yazılıp giydirilen o yırtık ibareler” der. [2] Molla Habib’in kaleminden geçen satırları okurken, o satırların yazıldığı günleri de hatırlamak gerekir.

Geleceğe bırakılan bir tefsir

1918’de İstanbul’a döndüğünde arkasında savaş ve esaret yılları vardı. Tanin gazetesinin 25 Haziran 1918 tarihli haberi, öğrencileriyle Kafkas cephesinde savaşa katılan ve Ruslara esir düşen Said Nursî’nin şehre gelişini duyuruyordu. [8] İşârâtü’l-İ’câz da aynı yıl İstanbul’da Arapça olarak basıldı. [6] Cephede kaydedilen nükteler, artık kitap hâlinde okunabiliyordu.

İşârâtü’l-İ’câz’ın eski baskısının kapak sayfası

Bediüzzaman bu çalışmasını, gelecekte hazırlanacak geniş bir tefsire örnek ve kaynak olarak görüyordu. Farklı ilimlerde uzmanlaşmış âlimlerin birlikte çalışmasını, birbirlerinin fikirlerinden istifade etmesini gerekli buluyordu. Kur’ân’ın mânâlarını anlamada bir kişinin bilgisiyle kuşatabileceği sahanın sınırlı olduğunu açıkça söylüyordu. [2]

Daha sonra İşârâtü’l-İ’câz’la Risale-i Nur’un diğer risalelerinin böyle bir çalışmaya kaynak olmasını temenni ederek “ileride bahtiyar bir hey’et öyle bir tefsir-i Kur’ânî yazsın, inşâallâh” der. [3] Kendi emeğini, kendisinden sonra da devam edecek bir ilim hizmetinin parçası olarak görür.

Eserin Türkçe tercümesine dair bir notundaki “Kur’ân’a ait bir zerrenin de kıymeti büyüktür” sözü, bu dikkati anlamamıza yardım eder. [7] Bugün İşârâtü’l-İ’câz’ı açıp Fâtiha’dan bir bölüm okumak, o emeğin ne için verildiğini anlamaya bir başlangıçtır. Namazda her gün tekrar ettiğimiz kelimelerin mânâsında biraz daha durabiliriz.

Kaynaklar

[1] Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı, Gönüllü Alay Kumandanlığı.

[2] Bediüzzaman Said Nursî, İşârâtü’l-İ’câz, İfâdetü’l-Merâm.

[3] Bediüzzaman Said Nursî, İşârâtü’l-İ’câz, Tenbih.

[4] Bediüzzaman Said Nursî, İşârâtü’l-İ’câz, Sûre-i Fâtiha, giriş ve İyyâke Na’büdü bahsi.

[5] Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Muharebeler Esnasındaki Hizmetlerine Bazı Numuneler; esaret bahisleri.

[6] Bediüzzaman Vakfı, Bediüzzaman Muhammed Said Nursi’nin Hayatından Tesbitler, 1918 yılı kayıtları.

[7] Bediüzzaman Said Nursî, İşârâtü’l-İ’câz, Hâşiye, Üçüncü Nükte.

[8] Tanin, 25 Haziran 1918, sayı 3428, “Muvâsalat” haberi.

Görsel kaynakları: Tarihçe-i Hayat; Nurlu Yıllar: Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı, Talebeleri, Risale-i Nur’un Telif ve Neşir Yılları.

XFacebookWhatsApp
Köşe Yazıları

Tabiata Tefekkürle Bakmak

Bir ağacın yaprakları, taşların arasından çıkan bir filiz, soframıza gelen bir meyve… Risale-i Nur, her gün gördüğümüz bu varlıklarda Rabbimizin sanatını ve rahmetini okumayı öğretiyor.

Video arşivi

Sempozyumun bütün oturumları YouTube’da

72 video kaydının tamamı için özgün deşifreye; 61 video için Türkçe, İngilizce, Arapça ve Rusça Word sürümlerine ulaşabilirsiniz. 11 videonun çeviri seti henüz hazırlanmadı.