öyle belâlar çeker ki, târif edilmez. Dâima titrer, dâima dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezîl oldu.
İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin, fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihâyetsizdir. Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelîsi’nin ismini al.. tâ, bütün kâinâtın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.
Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki; senin nihâyetsiz aczin ve fakrın, seni nihâyetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbûl bir şefaatçi yapar.
Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki; askere kaydolur, devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervası kalmaz. “Kanun namına, devlet namına” der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Başta demiştik: “Bütün mevcûdât, lisan-ı hâl ile ‘Bismillâh’ der.” Öyle mi?
Evet, nasılki görsen; bir tek adam geldi. Bütün şehir ahâlisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o
