
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı ve İmam - ı A’zam Üniversitesi işbirliği ile “İslam Birliğini Sağlama Araçları ve Uygulama Engelleri” konulu sempozyumun açılışında İmam-ı A’zam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Salahaddin Felih Hasan, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Said Yüce, birer konuşma yaptılar.
Bağdat İmam-ı A’zam Üniversitesinde tertiplenen uluslararası sempozyuma sahasında uzman birçok akademisyen ve İslam alimi iştirak ettiler.

Sempozyum açılışında konuşan İmam-ı A’zam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Salahaddin Felih Hasan şunları söyledi:
“Bismillâhirrahmânirrahîm. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd, Efendimiz Hz. Muhammed'e, âline ve ashabına salât ve selâm olsun. İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Sayın Said Yüce'yi, kıymetli ilim adamlarını, değerli araştırmacıları, muhterem misafirleri ve bütün katılımcıları en kalbî duygularımla selamlıyor; sizleri İmam-ı Âzam Üniversitesi'nde ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade ediyorum. İlimin, medeniyetin ve köklü tarihin şehri Bağdat'ta sizleri misafir etmekten onur duyuyoruz. İslâm birliği, ümmetin inşasında, gücünün tahkiminde ve istikrarının sağlanmasında temel bir esastır. İslâm dini, kardeşliği, dayanışmayı ve yardımlaşmayı emretmiş; ayrılık ve ihtilaftan sakındırarak ümmeti birlik ruhu etrafında toplamıştır.
Bugün İslâm ümmetinin karşı karşıya bulunduğu fikrî, siyasî ve toplumsal meydan okumalar, her zamankinden daha fazla dayanışmayı, iş birliğini ve ortak sorumluluk bilincini gerekli kılmaktadır. Birlik, farklılıkların ortadan kaldırılması değil; meşru çeşitliliğe saygı göstererek adalet, rahmet ve ortak maslahat ekseninde birlikte hareket edebilmektir. Bu sebeple diyalog, hoşgörü ve İslâm kardeşliği kültürünü güçlendirmek hepimizin ortak vazifesidir.
Ümmet, aynı bedenin azaları gibi birbirini tamamlayan ve hayırda yardımlaşan fertlerden oluşmalıdır. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de İslâm birliği meselesini ıslah projesinin merkezine yerleştirmiştir. Onun yaşadığı dönemde İslâm dünyasının maruz kaldığı siyasî krizler, milliyetçi ayrışmalar ve dış müdahaleler, ümmetin zayıflamasına yol açmıştır. Bediüzzaman, bu zayıflığın temel sebeplerinden birinin Müslümanlar arasındaki ayrılık olduğunu görmüş; bu sebeple iman kardeşliğini ve İttihad-ı İslâm fikrini sürekli vurgulamıştır. Bediüzzaman'a göre İslâm birliği sadece siyasî bir birlik değildir. O, bu birliği ortak akîdeye, iman kardeşliğine ve hayırda yardımlaşmaya dayanan manevî ve ahlâkî bir bağ olarak değerlendirmiştir.
Müslümanları bir araya getiren esas unsur; Allah'a iman, Resûlüne bağlılık ve Kur'ân-ı Kerîm etrafında birleşmeleridir. Bu bağlar; ırkî, dilî, coğrafî ve mezhebî farklılıkların tamamından daha kuvvetlidir. Bediüzzaman, eserlerinde ve özellikle Risale-i Nur Külliyatı'nda bu esasları yerleştirmeye çalışmış; ümmetin gerçek dirilişinin ancak ayrılık sebeplerini aşmak ve iman kardeşliğini kuvvetlendirmekle mümkün olacağını ifade etmiştir. Onun fikirleri bugün de ümmetin vahdeti için çalışan ilim adamları ve araştırmacılar adına önemli bir ilham kaynağı olmayı sürdürmektedir. Cenâb-ı Hak'tan niyazımız; kalplerimizi birleştirmesi, ümmet-i Muhammed'i birlik, huzur ve istikamet üzere buluşturmasıdır.” dedi.

Sempozyum açılışında konuşan İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Said Yüce:
“Bismillahirrahmanirrahim.
Muhterem hocalarım, kıymetli ehl-i ilim, değerli misafirler, aziz kardeşlerim…
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı ile İmam-ı Azam Üniversitesi iş birliğiyle Bağdat’ta tertip edilen “İslâm Birliği’ni Sağlama Araçları ve Uygulama Engelleri ve Risale-i Nur Perspektifi ile Bakış” başlıklı bu uluslararası ilmî sempozyum vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyoruz.
Öncelikle bizleri bu mübarek beldede misafir eden İmam-ı Azam Üniversitesi’nin kıymetli yöneticilerine, hocalarına, sempozyumun hazırlanmasında emeği geçen bütün kardeşlerimize ve bu programa iştirak eden değerli ilim ehline İstanbul İlim ve Kültür Vakfı adına şükranlarımı arz ediyorum.
Dünya Ortaçağ karanlığında cehaletle boğuşurken Bağdat ilim ve medeniyetin merkezi olmuştur. El-Kindi, Harezmi, İbn-i Heysem, gibi fen bilimlerinde öncü İslam alimlerinin yanında İmamı Azam Ebu Hanife, Gavs-ı Azam Abdulkadir Geylani Hazretleri, İmamı Gazali, Cüneyd-i Bağdadi, Er-Razi gibi nice mühim alim ve mutasavvıf bu beldede ilim ve irfanlarıyla insanlığı aydınlatmışlardır.
Bugün burada ele alacağımız mesele, sadece akademik bir tartışma başlığı değildir. İslâm birliği meselesi, doğrudan doğruya ümmetin bugününü ve yarınını ilgilendiren hayatî bir meseledir. Çünkü günümüzde İslâm dünyası; fikrî, sosyal, siyasî ve iktisadî alanlarda derin krizlerle karşı karşıyadır. Mezhep, ırk, coğrafya, siyaset ve ideoloji eksenli ayrışmalar, Müslüman toplumların birlik ruhunu zayıflatmakta; ümmetin ortak vicdanını, ortak aklını ve ortak hareket kabiliyetini yaralamaktadır. Bu ayrışma, İslâm dünyasının huzurunu bozan ve toplumsal dokusunu zayıflatan en önemli meselelerden biridir.
Hâlbuki İslâm’ın temel maksatlarından biri, müminler arasında kardeşliği tesis etmek; adaleti, merhameti, ihsanı, diğerkâmlığı ve uhuvveti hâkim kılmaktır. Kur’ân-ı Kerîm’in “İnnemel mü’minûne ihvetün” hakikati, Müslümanların kimliklerini kavim, ırk, bölge veya mezhep üstünlüğü üzerinden değil; iman, tevhid ve kardeşlik esası üzerinden inşa etmeleri gerektiğini göstermektedir.
Nitekim, İslam dünyasının içinde bulunan huzursuzluklar tüm insanlığı ilgilendirmektedir. İslam coğrafyasında devletlerin ve milletlerin huzur ve güvenliği, birlikteliği, refahı ve örnek medeniyeti tesis edilebilirse tüm insanlığın sulh ve selametine, barış ve güvenliğine doğrudan tesir edilecektir. Yani Müslümanların birlik ve beraberliği aslında Gayr-i Müslim dünyanın ve tüm insanlığın da barış ve güvenliğine katkı sağlayacaktır.
Bu noktada Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin ittihad-ı İslâm anlayışı, çağımız için son derece güçlü bir rehberlik sunmaktadır. İmam Nursi’ye göre bu zamanda farzların en büyüklerinden biri ittihad-ı İslâm’dır. Yani İttihad-i İslama giden yol İttihad-ı Kulub’dan geçer ancak onun ittihad anlayışı yalnızca siyasî bir birlik projesi değildir. O, ittihadın önce kalplerde, vicdanlarda, fikirlerde ve ahlakta başlaması gerektiğini vurgular. İttihadın meşrebini muhabbet, düşmanlarını ise cehalet, zaruret ve nifak olarak tarif eder.
Demek ki İslâm birliği, sadece sınırların, devletlerin veya siyasî yapıların meselesi değildir. Elbette siyasî, iktisadî ve kurumsal iş birlikleri önemlidir. Fakat bunların kalıcı ve bereketli olabilmesi için önce ümmetin ortak iman şuurunun, ahlakî duyarlılığının ve kardeşlik bilincinin yeniden ihya edilmesi gerekir. Kalpler birleşmeden kurumlar birleşemez. Vicdanlar uyanmadan medeniyet dirilemez. Muhabbet tesis edilmeden ittihad gerçekleşemez.
Bugün İslâm dünyasında Müslümanlar arasındaki mezhebî, siyasî, ırkî, sosyal, fikrî ve coğrafî ayrışmaların temelinde birkaç büyük hastalık bulunmaktadır: cehalet, fakirlik, ihtilaf, ahlakî çözülme, değer erozyonu, hamiyet-i İslâmiyenin zayıflığı ve her türlü istibdat. İmam Nursi bu hastalıklara karşı reçetesi ise son derece açıktır: Cehalete karşı maarif, zarurete karşı sanat ve çalışma, ihtilafa karşı ittihad. Bu üçlü reçete, bugün de geçerliliğini bütün canlılığıyla korumaktadır. Müslüman toplumlar ilimde, eğitimde, ahlakta, ekonomide, teknolojide ve sosyal dayanışmada hakiki bir kardeşlikle yeniden ayağa kalkmadıkça, ittihad fikri sadece güzel bir temenni olarak kalır.
Bu sebeple İslâm birliğinin en önemli araçlarından biri eğitimdir. Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra ideali, sadece bir üniversite projesi değil; İslâm dünyasının zihnî, ilmî ve ahlakî dirilişini hedefleyen büyük bir medeniyet projesidir. Din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte okutulduğu, akıl ile kalbin, ilim ile hikmetin, iman ile medeniyetin buluşturulduğu bir eğitim modeli, bugün de İslâm dünyasının en temel ihtiyaçlarından biridir.
Bugün İslâm dünyasının ihtiyaç duyduğu şey, romantik bir geçmiş özlemi değildir. İhtiyacımız olan şey, Kur’ân ve Sünnet rehberliğinde, çağın şartlarını doğru okuyabilen; ilmi, ahlakı, adaleti ve meşvereti esas alan yeni bir birlik ufkudur. Bu birlik; baskıyla değil muhabbetle, zorlamayla değil ikna ile, cehaletle değil ilimle, menfaatle değil ihlasla kurulabilir.
Bediüzzaman’ın ittihad anlayışında en ziyade dikkat çeken hususlardan biri, dinî cemaatlerin ve farklı İslâmî yapıların “maksadda ittifak” etmeleri gerektiğidir. Ona göre meslek ve meşrep farklılıklarının tamamen ortadan kaldırılması ne mümkündür ne de faydalıdır. Çünkü böyle bir durum taklidi doğurur ve insanların fikrî gelişimini engeller. Asıl olan, farklı yolların ortak bir hedef etrafında birleşebilmesidir.
Bediüzzaman’a göre ilâ-yı kelimetullahın bu zamandaki en önemli vesilesi, maddî ve manevî terakkidir. Yani Müslümanların yalnız maneviyat alanında değil; ilim, teknoloji, ekonomi ve eğitim alanlarında da yükselmeleri gerekir. Çünkü geri kalmışlık, tefrikayı besleyen en önemli unsurlardan biridir.
Bediüzzaman’ın işaret ettiği “Cemâhir-i Müttefîka-i İslâmiye” fikri, bu açıdan dikkat çekicidir. Bu yaklaşım, ulus-devletleri tamamen ortadan kaldırmayı değil; ortak değerler etrafında güçlü bir iş birliği zemini oluşturmayı ifade eder. Dinî, ekonomik, ilmî ve kültürel alanlarda kurulacak müşterek yapılar, zamanla ümmet şuurunu daha da kuvvetlendirebilir.
Bugün Avrupa birliğinde 28 üye ülke bulunmaktadır, bağımsız milli devletler muhafaza edilmekte ancak sınırların olmadığı, ortak para biriminin kullanıldığı, vizesiz ve engelsiz tüm Avrupa Birliği ülkeleri vatandaşlarının serbest dolaşım haklarının bulunduğu güzel bir örnektir. Neden İstanbul’dan çıkan bir Müslüman hiçbir engele takılmadan Yemene kadar gidemesin ? Fas ve Tunustan çıkan bir Müslüman ortadoğudan geçerek neden Pakistan ve Afganistana kadar engelsiz ve güvenlik içinde gidemesin ? İnşaAllah bu güzel tablonun teşekkülü için fiili ve kavli dualarımıza devam edelim.
Bugün Müslümanların ihtilaflarını aşabilecekleri en önemli ortak platformlardan biri de hac ibadetidir. Hac, yalnız ferdî bir ibadet değil; ümmetin fizikî ve manevî düzlemde buluştuğu büyük bir kongredir. Dünyanın farklı bölgelerinden gelen Müslümanlar burada birbirleriyle tanışmakta, ortak bir aidiyet duygusu geliştirmekte ve ümmet olma bilincini yeniden hissetmektedirler.
Biz İstanbul İlim ve Kültür Vakfı olarak, Risale-i Nur’un Kur’ânî hakikatlerinden aldığımız ilhamla, İslâm dünyasının birlik, kardeşlik ve diriliş idealine hizmet etmeyi önemli bir vazife olarak görüyoruz. Bağdat gibi ilim, irfan ve medeniyet tarihinde müstesna yeri olan bir şehirde, İmam-ı Azam Hazretleri’nin ismini taşıyan bir üniversitede bu konunun müzakere edilmesini ayrıca anlamlı buluyoruz.
Bağdat, sadece bir şehir değildir; İslâm ilim tarihinin, medeniyet hafızasının ve ümmetin ortak mirasının sembollerinden biridir. Böyle bir zeminde ittihad-ı İslâm meselesini konuşmak, geçmişin mirasını bugünün sorumluluğu ve yarının ümidiyle buluşturmak demektir.
Temennimiz odur ki bu sempozyum, sadece ilmî tebliğlerin sunulduğu bir toplantı olarak kalmasın; kalplerde yeni bir uhuvvet hissi, zihinlerde yeni bir sorumluluk şuuru ve İslâm dünyasının geleceği için yeni bir çalışma azmi doğursun.
Cenâb-ı Hak’tan niyazımız; bu toplantıyı hayırlara vesile kılması, İslâm âleminin yaralarını sarması, Müslümanlar arasındaki hakiki muhabbeti, hakiki meşvereti ve hakiki kardeşliği güçlendirmesi ve bizleri Kur’ân ve Sünnet’in gösterdiği istikamette hizmet edenlerden eylemesidir.
Sözlerimi İmam Nursi’nin Risale-i Nurlarda geçen şu ifadeleriyle tamamlamak istiyorum:
EY EHL-İ İMAN! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ kal'a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malûmdur ki; iki kahraman birbiriyle boğuşurken; bir çocuk, ikisini de döğebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa; bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârane tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alâkanız varsa,
اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ الْمَرْصُوصِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا
düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız, sefalet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz!.. Mektubat - 270
Bu vesileyle sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçen bütün kurumlara, hocalarımıza, araştırmacılarımıza ve misafirlerimize tekrar teşekkür ediyor; sempozyumumuzun ilim dünyasına, İslâm âlemine ve insanlığın huzur arayışına katkı sunmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.” Dedi.






