
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” temasıyla başladı
Dünyanın farklı coğrafyalarından akademisyenleri, İslâm âlimlerini, araştırmacıları ve fikir insanlarını bir araya getiren 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” temasıyla İstanbul’da başladı.
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından çok sayıda üniversite ve sivil toplum kuruluşunun katkısıyla düzenlenen sempozyumun açılış programı, Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirildi.
Program, Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi İmam Hatibi Hafız Ferruh Muştuer’in Kur’ân-ı Kerîm tilavetiyle başladı. Açılışta Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Suriye Evkaf Bakanı Dr. Muhammed Ebu’l-Hayr Şükri, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, gazeteci ve yazar Lauren Booth, Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Prof. Dr. Ali Karadaği, Suriye Arap Cumhuriyet Müftüsü Usame er-Rıfai, Sempozyum Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bayram Özer ve İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Said Yüce katılımcılara hitap etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sempozyuma mesaj
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sempozyuma gönderdiği mesajda, “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” temasıyla gerçekleştirilen buluşmanın insanlığın ortak meselelerine yönelik çözüm arayışlarına katkı sunacağına inandığını belirtti. Erdoğan mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler’ temasıyla düzenlenen 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun, insanlığın ortak meselelerine adalet, merhamet, kardeşlik ve dayanışma eksenindeki çözüm arayışlarımıza önemli katkılar sunacağına inanıyorum.
Farklı coğrafyalardan alimleri, akademisyenleri ve fikir insanlarını İstanbul’da buluşturan sempozyumun Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin ilim, iman, ahlat ve müspet hareket tarzının daha iyi anlaşılmasına ve gelecek nesillere aktarılmasına vesile olmasını diliyorum.”

Yılmaz: “Hem güçlü hem haklı olacağız”
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, konuşmasında dünyanın çoklu krizlerin yaşandığı, kaosun, belirsizliklerin hâkim olduğu karanlık bir dönemden geçtiğini belirterek, “Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, çatışmalar, zorunlu göçler ve derinleşen sosyal eşitsizlikler, uluslararası düzenin adalet temelinde yeniden inşa edilmesini zorunlu kılıyor. İçinden geçtiğimiz bu dönemde hiç kimsenin merhametine güvenemeyeceğimiz bir dönemdeyiz. Bu dönemde bizlerin de güçlü olması bir tercih değil, bir zorunluluktur. Güçlü olmak için gayret etmek zorundayız. Ama bizim o karanlık zihniyetten farkımız şu: Onlar sadece güçlü olmak istiyorlar. Biz ise diyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti olarak ve İslam dünyası olarak hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız. İkisini bir arada yapacağız. Zaman ayrılık zamanı değil, birlik zamanı. Büyük resme bakma zamanı. Farklı mezhepler, kimlikler, farklı meşrepler konusunda tartışmaları derinleştirme zamanında değiliz. İçinde bulunduğumuz hâli çok iyi görüp birliğimizi kuvvetlendirmek durumundayız. Birbirimizle uğraşmak yerine zalimlere karşı yekvücut mücadele etmek zorundayız.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Dünya beşten büyüktür" çağrısını anımsatan Yılmaz, “Bu onurlu mücadelede Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısını yaptığı insanlık ittifakı, zulme karşı çıkan bütün küresel kesimleri, inanç ve millet ayrımı gözetmeden ortak bir ahlaki sorumlulukta birleştirmeyi hedefliyor. Esasında bunun temeli, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin sünnetindedir. Henüz kendisine vahiy gelmeden önce zulme karşı "Hılfu'l-Fudûl" dediğimiz, "Erdemliler Birliği" dediğimiz hareketin içinde olmuştur. Demek ki insani değerler söz konusu olduğunda, dinine de bakmadan, milliyetine de bakmadan tüm insanlıkla bir ittifak mümkün oluyor. Bugün dünyamızın hâli de böyledir ve biz de bu insanlık ittifakını aramak durumundayız. Adalet arayışı tüm insanlığın arayışıdır. Fıtrî bir arayıştır. Adaletsizlik hiçbir zaman sonsuza kadar devam edemez. İnsanlığın büyük bir dalgası da mutlaka gelecektir. Yaşadığımız bunca adaletsizlikler, bunca zulümler karşılıksız kalmayacaktır. O büyük dalganın geldiğini hep birlikte göreceğiz. İşte ona hazırlanmamız lazım” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, insanı çıkar hesaplarına feda eden anlayışın toplumsal hayattaki etkisinin de ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladığı konuşmasında,“Başarıyı servetle, mutluluğu tüketimle ölçen anlayış, insanın manevi ihtiyaçlarını geri plana iterken, emek sarf etmenin değerini, aile bağlarını ve toplumsal dayanışmayı aşındırmaktadır. İlmin, emeğin, üretmenin değerini her fırsatta vurgulamalıyız. İslam dünyası olarak da bunun altını çizmeliyiz. Emekle kazanılan, alın teriyle, beyin teriyle kazanılan 1 liranın, kestirme yollarla, kısa yollarla kazanılan 1.000 liradan daha değerli olduğunu her fırsatta söyledim” ifadelerine yer verdi.
“Yapay zekâ olabilir ama yapay merhamet, yapay adalet olmaz”
Cevdet Yılmaz, yapay zekayı kullanırken, negatif yanının da gözden kaçırılmaması çağrısında bulunarak şöyle devam etti:
“Elbette kullanacağız. Öğreneceğiz, ne olduğunu anlayacağız ama eksilerini de, negatif etkilerini de görerek bunu yapmamız lazım. Yapay zekâ bize doğal zekâyı unutturmamalı. Fıtrî zekâyı unutturmamalı. Yapay zekâ olabilir ama yapay merhamet olmaz. Yapay adalet olmaz. Yapay zekâyı, yapay zekâyla birlikte diğer teknolojileri mutlaka ahlakla, merhametle, insan odaklı bir anlayışla ele almak durumundayız.
İlmi vurgularken insanın akletmesini ve seçme hakkını da burada vurgulamak istiyorum. Maalesef Üstad Bediüzzaman'ın ismini kullanarak, onun eserlerini de belli bir oranda istismar ederek ülkemizde kargaşa çıkaran bir yapıyla karşı karşıya kaldık.
FETÖ dediğimiz yapılanmayla, terör yapılanmasıyla. Vitrini gayet süslü ama arka planında uluslararası güç odaklarına hizmet eden istihbarat yapılarının aracına dönüşen bir yapıdan bahsediyoruz. FETÖ dediğimiz yapılanma insanların aklına ipotek koyup onları birer adeta makineye dönüştürür. Bu tecrübeden, bizim yaşadığımız bu tecrübeden de tüm kardeş ülkelerin, dost ülkelerin de faydalanmasını bekleriz. Başka isimler altında da bunlar çıkabilir. Bunlara karşı çok dikkatli Müslüman olmamız lazım. Şunu bilmemiz lazım: Müslüman insan, Cenab-ı Allah'tan başka hiç kimsenin kulu kölesi olmamıştır, olamaz.”
Bilal Erdoğan: “Pek çok krizin temelinde bir nizam ve ölçü problemi var”
İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan ise konuşmasında insanlığın çok katmanlı krizler dönemi yaşadığını belirterek, “Savaşlar, yerinden edilen milyonlar, soykırım, ekonomik eşitsizlik, çevre sorunları, aile yapısındaki aşınma, gençlerin yalnızlığı, bilgi kirliliği ve teknolojinin ortaya çıkardığı yeni ahlaki meseleler aynı çağın içinde yan yana duruyor. İlk bakışta bunların her biri ayrı bir alanın meselesi gibi görünüyor. İnsan elindeki gücü hangi ölçüyle kullanacak? Serveti hangi ölçüyle kazanacak ve paylaşacak? Bilgiyi hangi ölçüyle üretecek ve yayacak? Teknolojileri hangi ölçüyle geliştirecek? Kısacası insan hayatını hangi ölçüye göre yaşayacak? Bence bugün yaşadığımız pek çok krizin temelinde bir nizam ve ölçü problemi var. Kur’an tam da bize burada yol gösteriyor.” diye konuştu.
“Zulmün faile değiştiğinde zulmün adı değişmez”
Kur’anın adaletinin en güçlü taraflarından birinin adaletin karşımızdakinin kimliğine göre değişmemesi olduğunun altını çizen Erdoğan, “Zulmün faili değiştiğinde zulmün adı değişmez. Mağdurun dini, ırkı, milleti, rengi veya pasaportu, insan hayatının anlamını, değerini değiştirmez. İşte bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu ölçülerden biri de budur: Hayretlerimizi adaletin önüne koymamak.” dedi.
Kuran’ın tüm güncel sorunlara karşı bir çözüm sunduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
“İmkân nizamdan koptuğunda kriz büyüyor. Güç zulme, servet tahakküme, bilgi fitneye, teknoloji insanın kendi eliyle ürettiği yeni sorunlara dönüşebiliyor. Aynı imkân adaletle, hikmetle ve sorumlulukla buluştuğunda ise bambaşka bir dünya mümkün oluyor. Kur’an’ın söylediği söz tam burada büyük önem taşıyor.
Kur’an insanın elindeki imkânı küçültmüyor. Ona istikamet veriyor. Onu bazılarının düşündüğü gibi esirleştirmiyor. Bilakis özgürleştiriyor. Gücü adaletle buluşturuyor. Serveti infakla buluşturuyor. Bilgiyi hakikatle buluşturuyor. Aileyi merhametle buluşturuyor. Tabiatı emanet bilinciyle, teknolojiyi bir mesuliyetle buluşturuyor.
Bizim vazifemiz de Kur’an’ın bu ölçülerini bugünün insanına, bugünün diliyle anlatabilmektir. Bunun için ilim ehline büyük sorumluluk düşüyor. Farklılıklarımızı Ali Karadayı Hocamızın da söylediği gibi çekişmeye dönüştürmemeliyiz. Meselelerimizi toplumun önünde birbirimizi yıpratacak bir dille tartışmamalıyız.”
Özer: “Cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı ilimle, iş birliğiyle ve ittifakla”
Sempozyum Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bayram Özer, konuşmasında sempozyumun uluslararası ve akademik boyutuna dikkat çekerek, 60 ülkeden ve 448 kurumdan 668 tebliğ özeti geldiğini, Bilim Kurulunun değerlendirmesi sonucunda bunlardan 262’sinin programa alındığını belirtti. Sempozyum kapsamında Türkçe, Arapça, İngilizce ve Rusça olmak üzere dört dilde, 11 salonda 67 oturumun gerçekleştirileceğini anlatan Özer, “Bediüzzaman düşmanlarımızı cehalet, zaruret ve ihtilaf olarak tarif etmişti. Bu sempozyum da o üç düşmana karşı ilimle, iş birliğiyle ve ittifakla verilmiş bir cevap olmayı hedefliyor.” dedi.
Yüce: “Dünyamızın ihtiyacı daha merhametli bir insan, daha adil bir toplum”
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Said Yüce, açılış konuşmasında savaşlar, Gazze’de yaşananlar, göç, yoksulluk, gelir adaletsizliği, çevre tahribatı, ailenin zayıflaması, gençlerin anlam arayışı, yalnızlık, bağımlılıklar ve dijital çağın ortaya çıkardığı sorunların birbirinden bağımsız meseleler olarak görülemeyeceğini belirtti.
Çağın krizlerinin yalnızca ekonomik, siyasi, hukuki veya ekolojik olmadığını ifade eden Yüce, bunların gerisinde bir “manevi istikamet krizi” bulunduğunu vurguladı. Bediüzzaman Said Nursî’nin medeniyet tahlilinden hareketle kuvvet yerine hakkı, menfaat yerine fazileti, çatışma yerine yardımlaşmayı ve ayrışma yerine kardeşliği esas alan bir medeniyet anlayışına ihtiyaç olduğunu söyledi. Yüce şöyle konuştu:
“Bugün dünyamızın ihtiyacı yalnızca daha güçlü devletler, daha büyük ekonomiler veya daha ileri teknolojiler değildir. Dünyamızın ihtiyacı, daha merhametli bir insan, daha adil bir toplum; hakkı, fazileti kuvvetin önüne koyabilen yeni bir medeniyet tasavvurudur.”
Kur’ânî bir medeniyet tasavvurunun modern dünyadan kaçmak ya da bilim ve teknolojiye sırt çevirmek olmadığını belirten Yüce; bilimin hikmetle, teknolojinin ahlakla, ekonominin adaletle, siyasetin hukukla ve özgürlüğün sorumlulukla buluşturulması gerektiğini ifade etti.
Suriye Evkaf Bakanı Şükri: “İnsanlığın yeniden dirilişi için çalışmalıyız”
Suriye Evkaf Bakanı Dr. Muhammed Ebu’l-Hayr Şükri ise konuşmasında “Bediüzzaman Said Nursi Şam Emeviye Camiinde bir hutbe okudu ve on bin Müslümana hitap etti. İçinde çok alimler vardı. Kuranı çözüm kaynağı olarak sunan Bediüzzaman’a rahmet olsun. Biz artık insanlığın yeniden dirilişi için çalışmalıyız. Bugün Suriye’de Risale-i Nur’lar okunuyor. Müslümanların zaferi yakındır inşaallah.” ifadelerine yer verdi.
Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş: “İnsanlık manevi krizler yaşamaktadır”
Sempozyum açılışında bir konuşma yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş da “Bugün insanlık maddi gelişmelerin aksine manevi krizler yaşamaktadır. Fıtrata ve tabiata aykırı geliştirilen anlayışlar insanı adaletten, ahlaktan, hikmetten uzaklaştırmıştır. Maddi ve teknolojik gelişmeler manevi krizleri ortadan kaldırmamaktadır. Hayatın tamamını kuşatan ahlaki ilkelere temas eden Kuran bireyden devlete, bireysel ilişkilerden küresel ilişkilere kadar birçok konuda ilkeler ihdas etmiştir. Bugün Kurani çözümleri insanlığa ulaştırma görevi hepimizin omuzlarındadır. Gönül coğrafyamızda yaşanan kültürel savrulmalara, ekonomik bağımlılıklara, etnik ve mezhepsel kavgalara Kurani çözümler sunmalıyız” dedi.
Yazar Lauren Booth: “Kuran bize iyilerle beraber olmamız gerektiğini söylüyor”
İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in eşi Cherie Blair’in kız kardeşi olan ve 2010 yılında Müslümanlığı seçen İngiliz gazeteci ve yazar Lauren Booth da sempozyumda katılımcılara hitap etti. Booth, yaptığı konuşmada bugün dünya çapında medya ve teknoloji üzerinden bir algı operasyonu yapıldığını ifade ederek, Kuran’ın ikame ettiği adalet, takva ve herkes için iyilik düşüncesinin önemine vurgu yaptı. Akışın dışına çıkma konusunda cesur olmamız gerektiğini sözlerine ekledi. Booth, Bugün daha adil bir dünya için sesini yükselten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletlerde hak ve hakikati dile getirdiğini vurgulayarak, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da, Allah kendisini mükâfatlandırsın, dünya sahnesinde, Birleşmiş Milletler’de bazı yanlışları açıkça dile getirdiğini ve dünyayı daha iyisini yapmaya çağırdığını görüyoruz. Gerçek özgürlük, satın alınamaz olmaktır. Bugün yaşanan küresel krizlere Kurandan hareketle çıkış yolu bulabiliriz. Kuran bize iyilerle beraber olmamız gerektiğini söylüyor.” diye konuştu.
Dünyanın farklı coğrafyalarından isimler aynı kürsüde
Açılışta ayrıca Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Prof. Dr. Ali Muhyiddin el-Karadaği, Suriye Müftüsü Usame Abdülkerim er-Rifâî, Ankara Hamiyet ve İrfan Vakfından Fevzi Allahverdi de birer konuşma yaptı.
“Yeni Dünya Düzeni İçin Medeniyet Tasavvuru” ele alındı
Açılış konuşmalarının ardından “Kur’an ve Sünnet Ekseninde Yeni Dünya Düzeni İçin Medeniyet Tasavvuru” başlıklı özel oturuma geçildi. Dr. Aref Ali Nayed’in moderatörlüğündeki oturumda Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Dr. İhsan Şenocak ve Prof. Dr. Ammar Ceydel görüşlerini paylaştı.
Sempozyum 6 Ekim’e kadar devam edecek
Sempozyumda savaş ve çatışmalardan adalet arayışına, aile hayatından gençlerin anlam arayışına, ekonomik ve sosyal sorunlardan modern dünyanın ortaya çıkardığı krizlere kadar insanlığın karşı karşıya bulunduğu temel meseleler, Kur’ân ve Sünnet’in rehberliği ile Risale-i Nur perspektifinden ele alınacak.
Program, 5 ve 6 Ekim’de Pullman İstanbul Hotel & Convention Center’da devam edecek. “Uluslararası Çifte Standartlara Karşı Kur’ani Değerler: Gazze Örneği”, “Vahiy Merkezli Toplum ve Aile” ve “Kur’an ve Sünnet Ekseninde Modern Çağın Sosyal Meselelerine Çözümler” başlıklı forumların yanı sıra çok sayıda akademik oturum gerçekleştirilecek. Sempozyum, 6 Ekim Salı günü sonuç bildirgesinin okunması ve kapanış programıyla sona erecek.
İlgili içerikler
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu Sonuç Bildirisi
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından 1991 yılından bu yana düzenlenen Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumlarının on üçüncüsü, “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” ana temasıyla 4-6 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. Sempozyumun açılış ve forum oturumları İstanbul AKM’de, ilmî oturumları Pullman İstanbul Hotel & Convention Center’da yapılmış; dünyanın dört bir yanından araştırmacılar oturumlara çevrimiçi olarak da katılmıştır.
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu Sonuç Bildirisiyle Sona Erdi
“Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” temasıyla İstanbul’da düzenlenen 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, üç gün süren müzakerelerin ardından sonuç bildirisinin okunmasıyla tamamlandı. 60 ülkeden yüzlerce akademisyen ve araştırmacının çalışmalarının değerlendirildiği sempozyumun sonuç bildirisini, İstinye Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Programı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Gündoğdu okudu. Bildiride Bediüzzaman Said Nursî’nin “mana-yı harfî”, “adalet-i mahza”, “müspet hareket”, iktisat ve kanaat anlayışı ile eğitim ve gençliğe ilişkin yaklaşımlarının çağın küresel krizleri karşısında sunduğu imkânlara dikkat çekildi.
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun İkinci Gününde Küresel Krizler Masaya Yatırıldı
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” ana temasıyla düzenlenen 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, ikinci gününde yoğun akademik oturumlarla devam etti. Dünyanın dört bir yanından gelen akademisyenler; ekolojik yıkımdan yapay zekâ etiğine, ekonomik darboğazlardan aile kurumunun sarsılmasına kadar modern çağın temel problemlerine Risale-i Nur perspektifiyle çözüm aradı.
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu öncesinde İİKV’den çözüm ve birlik çağrısı
İstanbul İlim ve Kültür Vakfının düzenlediği basın toplantısında, 4-7 Ekim 2026’da gerçekleştirilecek 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun hedefleri ve akademik programı paylaşıldı. “Küresel Krizlere Kur’ani Çözümler” temasıyla yapılacak sempozyumda modern insanın karşılaştığı sorunlarının tartışılacağını bunun sonucunda Kur’an ve Sünnet perspektifinde geliştirilecek önerilerin toplumsal hayata yansıması ve karar vericilere ulaştırılması amaçlanıyor.




