
“Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” temasıyla İstanbul’da düzenlenen 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, üç gün süren müzakerelerin ardından sonuç bildirisinin okunmasıyla tamamlandı. 60 ülkeden yüzlerce akademisyen ve araştırmacının çalışmalarının değerlendirildiği sempozyumun sonuç bildirisini, İstinye Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Programı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Gündoğdu okudu. Bildiride Bediüzzaman Said Nursî’nin “mana-yı harfî”, “adalet-i mahza”, “müspet hareket”, iktisat ve kanaat anlayışı ile eğitim ve gençliğe ilişkin yaklaşımlarının çağın küresel krizleri karşısında sunduğu imkânlara dikkat çekildi.
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından 1991 yılından bu yana düzenlenen Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumlarının 13’üncüsü, “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” ana temasıyla 4-6 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Sempozyumun açılış ve forum oturumları Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM), ilmî oturumları ise Pullman İstanbul Hotel & Convention Center’da yapıldı. Dünyanın farklı bölgelerinden araştırmacılar oturumlara çevrim içi olarak da katıldı.
Üç gün boyunca küresel krizler, yeni dünya düzeni, savaş ve adalet, aile, eğitim, gençlik, göç, çevre, ekonomi, yapay zekâ, dijitalleşme, ruh sağlığı, bilim ve inanç ilişkisi gibi çağın temel meseleleri Kur’ân ve Sünnet perspektifiyle ele alındı. Sempozyumda, Bediüzzaman Said Nursî’nin Risale-i Nur Külliyatı’nda ortaya koyduğu esasların günümüz dünyasının karşı karşıya bulunduğu problemlere yönelik sunduğu fikrî ve manevi imkânlar da farklı disiplinler çerçevesinde değerlendirildi.
60 ülkeden 668 bildiri özeti
Sempozyum, uluslararası ölçekte geniş bir akademik katılıma sahne oldu. Beş kıtada 60 ülkeden 448 kurumdan gönderilen 668 bildiri özeti arasından Bilim Kurulunun değerlendirmesiyle seçilen 262 tebliğ, Türkçe, Arapça, İngilizce ve Rusça oturumlarda sunuldu.
Sempozyum programında akademik oturumların yanı sıra güncel küresel meselelere odaklanan forumlara da yer verildi. “Uluslararası Çifte Standartlara Karşı Kur’ânî Değerler: Gazze Örneği”, “Vahiy Merkezli Toplum ve Aile” ve “Kur’an ve Sünnet Ekseninde Modern Çağın Sosyal Meselelerine Çözümler” başlıklı forumlarda farklı ülkelerden akademisyen ve uzmanlar görüşlerini paylaştı.
6 Ekim’de gerçekleştirilen son forumun ardından sempozyum, sonuç bildirisinin okunması ve kapanış programıyla tamamlandı. Sonuç Bildirisi, İstinye Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Programı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Gündoğdu tarafından okundu.

“Krizlerin kökü manevîdir”
Sonuç bildirisinde, insanlığın karşı karşıya bulunduğu siyasi, iktisadi ve ekolojik krizlerin yalnızca maddi sebeplerle açıklanamayacağına dikkat çekildi. Krizlerin temelinde insanın yaratılış gayesinden ve varlığın anlamından uzaklaşmasının bulunduğunun ifade edildiği bildiride şöyle denildi:
“Çağımızdaki siyasi, iktisadi ve ekolojik krizlerin temelinde, insanın yaratılış gayesinden ve varlığın anlamından kopmasıyla oluşan manevî bir boşluk bulunmaktadır. İnsan nereden geldiğini, niçin var olduğunu, elindeki gücün kime ait bulunduğunu ve hayatın hangi maksat uğruna yaşanması gerektiğini unuttuğunda; sahip olduğu bilgi teknoloji ve iktidar onu daha insani bir dünyaya ulaştırmak yerine yıkım kapasitesini daha da büyütebilmektedir.”
Bildiride, bu manevi kopuşun aşılmasında Bediüzzaman Said Nursî’nin “mana-yı harfî” yaklaşımına işaret edilerek şu ifadelere yer verildi:
“Kâinatın sahibini tanımamak en büyük cehalet olduğu gibi insanın ebedi saadetini de yok edecek en büyük kriz ve tehlikedir. Varlığı kendi adına değil, asıl manası olan Yaratıcısı adına okuyan ‘mana-yı harfî’ bakışı, bu kopuşu onaracak Tevhid merkezli bir medeniyet tasavvurunun temelini oluşturmaktadır.”
Bildirinin girişinde Kur’ân’ın adalet, merhamet, emanet, aile, kardeşlik ve insan onuru gibi temel ilkelerinin farklı dönemlerde insanlığa yol göstermeye devam ettiğine dikkat çekilirken, Said Nursî’nin Kur’ân hakikatlerinin zamanlar üstü niteliğine ilişkin değerlendirmesine de yer verildi. Bildiride, “Beşerin âsâr ve kanunları, beşer gibi ihtiyar oluyor, değişiyor, tebdil ediliyor. Fakat Kur’ân’ın hükümleri ve kanunları, o kadar sabit ve râsihtir ki asırlar geçtikçe daha ziyade kuvvetini gösteriyor” denildi.
“Kuvvete değil, hakka dayanan bir dünya”
Sonuç bildirisinde mevcut küresel düzenin adalet anlayışına yönelik eleştirilere de yer verildi. Uluslararası hukukta yaşanan çifte standartlara dikkat çekilen bildiride, Bediüzzaman Said Nursî’nin medeniyet tasavvuruna atıfla şöyle denildi:
“Kuvvetin hakka üstün tutulduğu, çifte standartların meşrulaştırıldığı ve uluslararası hukukun güçlüler karşısında işlevsiz kaldığı mevcut küresel düzen sürdürülemez. Devletler ve uluslararası kuruluşlar, ırk, din ve dil ayrımı gözetmeksizin her insanın can, akıl, nesil, mal ve inanç dokunulmazlığını evrensel bir değer olarak korumakla yükümlüdür. Bu da Bediüzzaman’ın ifadesiyle kuvvet yerine hakkı, menfaat yerine fazileti, çatışma yerine yardımlaşmayı, ırkî ve kavmi üstünlüğü iddiaları yerine kardeşliği, sınırsız heva yerine hidayeti, ölçüyü ve iffeti koyan bir medeniyet anlayışı ile olabilir.”
“Adalet-i mahza” ve “müspet hareket” vurgusu
Bildiride, Bediüzzaman Said Nursî’nin “adalet-i mahza” anlayışının günümüz dünyasının adalet arayışları açısından taşıdığı öneme dikkat çekildi. Kur’ân’ın hak, adalet ve mizan kavramlarının merkeze alındığı bölümde şu değerlendirme yapıldı:
“Kur’ân’ın hak, adalet ve mizan kavramları ile Bediüzzaman’ın Kur’an’dan aldığı ‘adalet-i mahza’ anlayışı, kuvveti hakka tercih eden küresel düzene karşı güçlü bir alternatif sunmaktadır. İstibdadın her türlüsü toplumsal barışın önünde engeldir. Şûra, hürriyet, hukukun üstünlüğü ve hukuk karşısında eşitlik sağlıklı bir yönetimin vazgeçilmez esaslarıdır.”
Barış ve çatışmaların çözümü konusunda ise Said Nursî’nin “müspet hareket” ilkesine işaret edilerek bildiride “Bediüzzaman’ın ‘müspet hareket’ ilkesi, çatışma yerine yardımlaşmayı, şiddet yerine ikna ve hizmeti esas alan hem İslam dünyasındaki hem de küresel ölçekteki krizlerin ve çatışma ve savaşların çözümünde uygulanabilir bir barış ve uzlaşı modelidir.” ifadelerine yer verildi.
Bildiride ayrıca menfi milliyetçilik, mezhep ve meşrep ayrılıklarının derinleştirdiği bölünmelere karşı iman kardeşliğine dayanan ittihad-ı İslâm düşüncesinin ve farklılıkları düşmanlığa dönüştürmeyen bir ihtilaf ahlâkının yeniden hayata geçirilmesi gerektiği kaydedildi. Ehl-i kitap ve farklı inanç mensuplarıyla ortak insani değerler etrafında buluşmanın da bu çerçevede önem taşıdığı belirtildi.
Gazze için uluslararası topluma çağrı
Gazze’de yaşanan katliamlara da geniş yer ayrılan bildiride şöyle denildi:
“Gazze’deki zulüm ve soykırım insanlığın vicdanını yaralamaktadır. İsrail’in Gazze’de sivillere, hastanelere, okullara ve ibadethanelere yönelik saldırıları ve insani yardımı engellenmesi açık bir soykırımdır. Bu zulüm karşısında sessiz kalınmamalıdır. Bu konuda İslam dünyasından daha güçlü ve kararlı bir ses yükselmelidir. Saldırılar derhal durdurulmalı, kalıcı ateşkes sağlanmalı, insani yardımın engelsiz ulaşması temin edilmeli, sorumlular uluslararası hukuk önünde hesap vermeli ve Filistin halkının kendi topraklarında hür ve bağımsız yaşama hakkı teminat altına alınmalıdır.”
İktisat ve kanaat anlayışı çevre ve ekonomi krizleri açısından ele alındı
Sonuç bildirisinde çevre krizinin yalnızca teknik ve ekonomik değil, aynı zamanda ahlâki bir problem olduğuna dikkat çekildi. Kâinatın okunması gereken bir “kitap” olduğu anlayışından hareketle, tüketim kültürünün yol açtığı sorunlara ilişkin “Ekolojik kriz bir ahlâk krizidir. Kâinat, Kur’an’ın ifadesiyle, okunması gereken bir ‘kitap’tır. Tabiatın sınırsız bir tüketim nesnesi olarak görülmesi ekolojik tahribatın asıl sebebidir. İsrafın terki, ihtiyaç kadar tüketim, sıfır atık ve gıda israfının önlenmesi Kur’ânî birer sorumluluk olarak topluma kazandırılmalıdır.” değerlendirmesi yapıldı.
Bildiride ekonomik krizler açısından da Risale-i Nur’da öne çıkan iktisat, kanaat ve şükür ilkelerine dikkat çekilerek, “Tamahkârlık ve biriktirme hırsı küresel ekonomik istikrarsızlığın önemli sebeplerindendir. Risale-i Nur’daki iktisat, kanaat ve şükür ilkeleri yoksulluk, ihtikâr ve yolsuzlukla mücadelede, helal finans ve sürdürülebilir tüketim modellerinin geliştirilmesinde yol gösterici bir pusula olarak değerlendirilmektedir.” ifadelerine yer verildi.
Eğitimde “Medresetü’z-Zehra” modeli
Sonuç bildirisinin “Vahiy Merkezli Toplum ve Aile İnşası” bölümünde aile, toplumun geleceğinin korunması açısından temel kurum olarak ele alındı. “Aile, toplumun sığınağıdır” ifadesine yer verilen bildiride, aile kurumunun fıtrat esasına göre güçlendirilmesi; aileyi koruyacak hukuki düzenlemelerin, eğitim programlarının ve danışmanlık hizmetlerinin geliştirilmesi gerektiği belirtildi.
Eğitim alanında ise Bediüzzaman Said Nursî’nin “Medresetü’z-Zehra” ismiyle sembolleştirdiği eğitim tasavvuruna dikkat çekilen bildiride şöyle denildi:
“Yalnızca bilgi aktarımına dayanan eğitim anlayışı, anlam ve değer kaybına yol açmaktadır. Aklı ve kalbi, fen ilimleri ile din ilimlerini birlikte ele alan, Bediüzzaman’ın ‘Medresetü’z-Zehra’ ismiyle sembolleştirdiği eğitim tasavvuru, okul öncesinden yükseköğretime kadar değerler eğitimi ve uygulamalı eğitim modelleriyle günümüz eğitim sistemlerine yeni bir yön verebilir.”
Gençliğin kimlik ve anlam arayışına “Gençlik Rehberi”
Günümüz gençliğinin yaşadığı kimlik, anlam ve aidiyet krizlerine özel olarak değinilen sonuç bildirisinde, Bediüzzaman Said Nursî’nin gençlere yönelik eserlerinden Gençlik Rehberi öne çıkarıldı. Bildiride şu ifadelere yer verildi:
“Bediüzzaman’ın günümüzde kimlik, anlam ve aidiyet krizi gibi pek çok sorunla boğuşan gençliğe yol göstermek üzere yazdığı Gençlik Rehberi isimli eserinde ortaya koyduğu iman, iffet ve istikamet düsturlarının yeni yetişen nesillere kazandırılması, sağlıklı bir toplum inşası için zaruridir.”
Savaşlar ve krizler nedeniyle yurtlarından edilen milyonlarca insanın durumuna da dikkat çekilen bildiride, göç meselesinin Kur’ân’ın insan hayatına verdiği değer ve Hz. Peygamber’in bütün asırlara örnek teşkil eden ensar-muhacir kardeşliği ilkesi doğrultusunda ele alınması gerektiği kaydedildi.
Yapay zekâ ve dijital çağ için ahlâk vurgusu
Sempozyumun sonuç bildirisinde çağın yeni meseleleri arasında yapay zekâ ve dijital dünyanın doğurduğu sorunlara da yer verildi. Teknolojinin insan ve ahlâk merkezli bir yaklaşımla ele alınması gerektiğinin belirtildiği bildiride, Risale-i Nur’un bu alanda sunduğu imkânlara ilişkin şöyle denildi:
“Teknoloji, insanı merkeze alan ve ahlâki değerlerle yönlendirilen bir anlayışla kullanılmalıdır. Dijital bağımlılık, dikkat ekonomisi ve sosyal medyanın ahlâki değerler ve insan psikolojisi üzerindeki olumsuz etkileri karşısında, Risale-i Nur’un tefekkür ve ölçülülük esasları gençler ve aileler için koruyucu rehberlik fikirleri önermektedir.”
Bildiride küresel ölçekte artan kaygı, depresyon ve travma sorunlarına da değinilerek iman, sabır, tevekkül ve şükür kavramlarının psikolojik dayanıklılığa katkısının dikkate alınması gerektiği belirtildi. Modern psikoterapi yaklaşımları ile Kur’ânî ve manevi değerleri birleştiren bütüncül modeller geliştirilmesi önerildi.
İlim ile iman arasında “derin bir uyum”
Sonuç bildirisinin modern çağın manevi ve sosyal meselelerini ele alan bölümünde ilim ve iman bütünlüğüne de dikkat çekildi. Materyalist bilim anlayışının eleştirildiği bildiride şu değerlendirme yapıldı:
“Kâinatı sebeplere havale eden materyalist bilim anlayışı hem ilmin hem de insanın anlam dünyasını daraltmaktadır. Fen bilimlerindeki bulgular, kâinattaki düzeni ve sanatı gösteren birer delil olarak okunduğunda, ilim ile iman arasında çatışma değil derin bir uyum bulunduğu görülmektedir.”
Hakikat algısının kaybolduğu bir çağda Risale-i Nur’un tahkikî iman ve bürhan esaslı bilgi anlayışının taşıdığı öneme de işaret edilen bildiride, Risale-i Nur’un edebî dili ve tevhidî sanat anlayışının iman hakikatlerinin çağın insanına ulaştırılmasında etkili bir yol sunduğu belirtildi.
“İnsanlığın huzur ve selametine vesile olsun”
Sempozyumun gerçekleşmesine destek veren kurum ve kuruluşlara, üniversitelere, düzenleme ve bilim kurullarına, tebliğ sunan ve oturumlara katılan ilim insanlarına, vakıflara, gönüllülere ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen misafirlere teşekkür edilen sonuç bildirisi, şu temenniyle sona erdi:
“13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun insanlığın huzur ve selametine, İslam dünyasının ilmî ve fikrî dirilişine ve Risale-i Nur’un evrensel mesajının yeni nesillere ulaştırılmasına vesile olmasını temenni ederiz.”
İlgili içerikler
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu Sonuç Bildirisi
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından 1991 yılından bu yana düzenlenen Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumlarının on üçüncüsü, “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” ana temasıyla 4-6 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. Sempozyumun açılış ve forum oturumları İstanbul AKM’de, ilmî oturumları Pullman İstanbul Hotel & Convention Center’da yapılmış; dünyanın dört bir yanından araştırmacılar oturumlara çevrimiçi olarak da katılmıştır.
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun İkinci Gününde Küresel Krizler Masaya Yatırıldı
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” ana temasıyla düzenlenen 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, ikinci gününde yoğun akademik oturumlarla devam etti. Dünyanın dört bir yanından gelen akademisyenler; ekolojik yıkımdan yapay zekâ etiğine, ekonomik darboğazlardan aile kurumunun sarsılmasına kadar modern çağın temel problemlerine Risale-i Nur perspektifiyle çözüm aradı.
60 Ülkeden Akademisyen ve İslâm Âlimleri İstanbul’da Buluştu
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” temasıyla başladı
13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu öncesinde İİKV’den çözüm ve birlik çağrısı
İstanbul İlim ve Kültür Vakfının düzenlediği basın toplantısında, 4-7 Ekim 2026’da gerçekleştirilecek 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun hedefleri ve akademik programı paylaşıldı. “Küresel Krizlere Kur’ani Çözümler” temasıyla yapılacak sempozyumda modern insanın karşılaştığı sorunlarının tartışılacağını bunun sonucunda Kur’an ve Sünnet perspektifinde geliştirilecek önerilerin toplumsal hayata yansıması ve karar vericilere ulaştırılması amaçlanıyor.




