İstanbul İlim ve Kültür Vakfı

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu öncesinde İİKV’den çözüm ve birlik çağrısı

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu basın toplantısı, İİKV

İstanbul İlim ve Kültür Vakfının düzenlediği basın toplantısında, 4-7 Ekim 2026’da gerçekleştirilecek 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun hedefleri ve akademik programı paylaşıldı. “Küresel Krizlere Kur’ani Çözümler” temasıyla yapılacak sempozyumda modern insanın karşılaştığı sorunlarının tartışılacağını bunun sonucunda Kur’an ve Sünnet perspektifinde geliştirilecek önerilerin toplumsal hayata yansıması ve karar vericilere ulaştırılması amaçlanıyor.

İSTANBUL

İstanbul İlim ve Kültür Vakfında (İİKV), 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu öncesinde düzenlenen basın toplantısında, savaş ve çatışmaların yanı sıra aile, gençlik, eğitim, ekonomi ve dijitalleşme alanlarında yaşanan sorunlara Kur’an ve sünnet perspektifinden çözüm aranacağı belirtildi.

TRT ve Anadolu Ajansının da aralarında bulunduğu çok sayıda basın kuruluşunun temsilcilerinin katıldığı toplantıyı, Türkçe, İngilizce, Arapça, Kürtçe ve Rusça yayın yapan medya kuruluşları takip etti.

Basın toplantısını izleyen basın mensupları

Toplantıda İİKV Mütevelli Heyeti Başkanı Said Yüce, Afro Asya Üniversiteler Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Eşref Abdürraafi el-Durfili, ABD’deki Duke Üniversitesinden Doç. Dr. Mustafa Tuna ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü koordinatörü ve Sempozyum koordinatörlerinden Doç. Dr. Ünal Akyüz konuştu. Açıklamalarda, sempozyumun uluslararası katılımı, akademik çalışmaların uygulamaya aktarılması ve Müslümanlar arasında birlik ve dayanışmanın güçlendirilmesi üzerinde duruldu.

Sempozyumun açılışı 4 Ekim Pazar günü saat 10.00’da Atatürk Kültür Merkezinde (AKM) yapılacak. Program, 5-7 Ekim’de Pullman İstanbul Hotel’de düzenlenecek oturumlarla devam edecek.

Küresel krizler savaş ve çatışmalarla sınırlı değil

Basın toplantısının açılışında konuşan İİKV Mütevelli Heyet Başkanı Said Yüce, sempozyumun temasını yaklaşık iki yıl önce belirlediklerini, geçen sürede, Dünya’da ve farklı coğrafyalarda yaşanan gelişmelerin bu konunun önemini daha da ortaya koyduğunu söyledi.

Dünyanın pek çok bölgesinde savaş ve gerilimlerin sürdüğüne işaret eden Yüce, küresel krizleri daha geniş bir çerçevede ele aldıklarını belirtti. İnsan, aile ve toplum hayatındaki sorunların da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yüce, şöyle konuştu:

“Aslında küresel krizler dediğimiz zaman sadece biz savaş ve çatışmaları kastetmiyorduk. Muhakkak onlar da önemli krizler. Ancak içinden geçtiğimiz dünyada o kadar farklı krizlerle karşı karşıyayız ki… Gençliğin anlam arayışı, yalnızlık, uyuşturucu, alkol benzeri iptilalar, bağımlılıklar, dijital çağın getirdiği başka sorunlar, insanlığı hakikaten büyük krizler içerisine sokuyor.”

Basın toplantısında konuşan İİKV Mütevelli Heyeti Başkanı Said Yüce

Yüce, insanın, kadın ve erkeğin, ailenin, tohumun ve gıdanın fıtratına yönelik müdahaleleri de kriz başlıkları arasında değerlendirdi. Sempozyumda bu sorunlara Kur’an ve sünnet çerçevesinde hangi çarelerin üretilebileceğinin tartışılacağını kaydetti.

İnsanın yaratılış gayesiyle bağının zayıflamasının yaşanan sorunların temelinde bulunduğunu ifade eden Yüce, Allah’ın insanın nasıl yaşaması gerektiğini gönderdiği kitaplar ve peygamberler aracılığıyla bildirdiğini, vahiy kaynaklarından uzaklaşmanın insanı hakikatten de uzaklaştırdığını dile getirdi.

Eğitimde yaratılanla yaratıcı arasındaki bağ vurgusu

Yüce, özellikle son iki üç yüzyılda etkili olan eğitim felsefesi ve dünya görüşlerine ilişkin değerlendirmesinde, yaratılanla yaratıcı arasındaki bağı dışarıda bırakan bir anlatımın eğitim sistemlerine hâkim olduğunu savundu. Bu yaklaşımın İslam dünyasındaki eğitim kurumlarını da etkilediğini belirten Yüce, bilimsel bilgiden ziyade bu bilginin aktarılma biçimindeki eksikliğe dikkati çekti.

“Biyoloji, fizik, kimya kitaplarında anlatılan şeyler yanlış değil. Hepsi doğru. Ama çok büyük bir eksik var. Kimin yaptığı anlatılmıyor. Kim icat etmiş, kim yaratmış, kim idare ediyor, bu anlatılmıyor.” diyen Yüce, Bediüzzaman Said Nursi’nin Kur’an’dan aldığı hakikatleri çağın insanına ulaştırmak amacıyla Risale-i Nur eserlerini telif ettiğini söyledi.

Risale-i Nur’un 60 dünya diline tercüme edildiğini belirten Yüce, bu eserlerin insanın imanını, sorumluluk duygusunu ve topluma faydalı olma bilincini güçlendiren yaklaşımının sempozyumda farklı disiplinlerden araştırmacılar tarafından değerlendirileceğini aktardı.

“Kur’an medeniyeti haklıyı güçlü kılıyor”

Yaşanan sorunların bütün insanlığı ilgilendirdiğini vurgulayan Yüce, Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinde kuvvet, menfaat, çatışma, ırkçılık ve haz merkezli bir hayat anlayışına yönelttiği eleştirileri hatırlattı.

Yüce, ekonomik ve askerî güce dayanarak başka toplumların kaynaklarını sömüren, insanları yoksulluk ve sıkıntı içinde bırakan bir anlayışın gerçek medeniyet olarak kabul edilemeyeceğini ifade ederek, “Kur’an medeniyeti haklıyı güçlü kılıyor. Haklının güçlü olduğunu söylüyor.” dedi.

Kur’an medeniyetinin fazilet ve erdemi esas aldığını dile getiren Yüce, medeniyetin ölçüsünün insanlığın çoğunluğuna huzur ve mutluluk getirmesi olması gerektiğini kaydetti. Sempozyumun, bu yaklaşımın günümüzün sosyal, ekonomik ve manevi meselelerine nasıl karşılık verebileceğini ortaya koymayı hedeflediğini belirtti.

“Bu sempozyumun hayata, insana dokunmasını istiyoruz”

Organizasyonun hazırlık sürecine ilişkin bilgi veren Yüce, yaklaşık 60 ülkeden başvuru yapıldığını, bir yılı aşkın sürede gönderilen tebliğlerin akademik heyetler ve hakemler tarafından değerlendirildiğini anlattı.

Değerlendirmeler sonucunda seçilen 262 tebliğin, Pullman İstanbul Hotel’de 11 ayrı salonda Türkçe, Arapça, İngilizce ve Rusça sunulacağını bildiren Yüce, programın akademik bildirilerle sınırlı kalmamasını önemsediklerini söyledi.

Yüce, “Bu sempozyumun hayata, insana dokunmasını istiyoruz.” diyerek, ortaya konacak fikirlerin raflarda, dolaplarda veya raporlarda kalmasını istemediklerini vurguladı. Gençlerin, ailelerin ve anlam arayışı içindeki insanların karşılaştığı sorunlara karşılık verecek öneriler geliştirmeyi amaçladıklarını belirtti.

Farklı inançlardan insanların da benzer sorunlarla karşı karşıya bulunduğuna işaret eden Yüce, akademisyenlerin yanı sıra âlimlerin, kanaat önderlerinin, siyaset ve medya dünyasından isimlerin de sempozyumda yer alacağını aktardı.

Yüce, açılış programına Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpakuş ve Bilal Erdoğan’ın yanı sıra farklı ülkelerden dinî temsilciler ile Türkiye’deki üniversitelerden rektör ve akademisyenlerin katılacağını bildirdi.

Yerel çalışmalardan uluslararası akademik iş birliklerine

Afro Asya Üniversiteler Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Eşref Abdürraafi el-Durfili ise İİKV’nin kuruluşundan bu yana yürüttüğü faaliyetleri ve sempozyumların dayandığı uluslararası akademik birikimi anlattı.

Türkçeye çevrilen Arapça konuşmasında el-Durfili, 1979 yılında Bediüzzaman Said Nursi’nin talebeleri tarafından kurulan vakfın, başlangıçta Risale-i Nur’un okunması ve tanıtılması amacıyla başladığı çalışmalarını zamanla 5 kıtada akademik faaliyetlerle genişlettiğini ve uluslararası bir platform ve marka haline geldiğini söyledi.

Basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Eşref Abdürraafi el-Durfili

Vakfın daha önce düzenlediği sempozyumlara da değinen el-Durfili, 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun 1991 yılında başlayan bu büyük çalışmanın ve uzun soluklu gayretin, tarihi bir geleneğin devamı olduğunu belirtti.

El-Durfili, Vakfın, yerel düzeyden uluslararası düzeye uzanan gelişim sürecinden ve Türkiye’nin kültürünü ve düşünce dünyasını İslam ülkelerinin düşünce kuruluşlarına, toplumların entelektüel kısmına yansıtma konusundaki rolünden söz etti. Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi’nin fikir ve vizyonunun, ulusal ve uluslararası alanda tanıtılmasına yönelik çalışmalarına değindi.

Ezher ve Zeytuna üniversiteleriyle kurulan akademik ilişkileri örnek gösteren el-Durfili, Türkiye’nin yanı sıra Tunus, Mısır, Suriye, Irak ve Pakistan gibi ülkelerde de bilimsel toplantılar gerçekleştirildiğini aktardı. Afro Asya Üniversiteler Birliği ve farklı uluslararası kuruluşlarla sürdürülen iş birliklerinin yeni çalışmalar için zemin oluşturduğunu kaydetti.

Araştırma merkezleri ve hakemli yayınlarla büyüyen çalışmalar

El-Durfili, İİKV’nin katkılarıyla Endonezya, Maldivler ve Etiyopya’daki üniversitelerde Risale-i Nur üzerine araştırmalar yürüten merkezler oluşturulduğunu anlattı. Vakfın hakemli akademik dergilerinde farklı ülkelerden araştırmacıların çalışmalarına yer verildiğini belirtti.

El-Durfili, âlimlerin ve kurumların vakfa duyduğu güvenin, onları vakıfla iş birliği ve ortaklık kurmaya yönelttiğini; bunun sonucunda Latin Amerika’da; Brezilya, Kolombiya ve Meksika’da yapılan çalışmalar ile dünyanın farklı ülkelerindeki çeşitli üniversiteler ve uluslararası kurumlarla ortaklıklar gerçekleştirildiğini ifade etti.

Pakistan’dan Mevlana Fazlurrahman’ın, Fas’ın eski başbakanının ve Ezher Üniversitesinin eski rektörünün de katılımcılar arasında yer alacağını aktaran el-Durfili, farklı ülkelerden âlimlerin ve düşünürlerin bir araya gelmesinde Bediüzzaman’ın fikirlerine ve İİKV’nin akademik çalışmalarına duyulan güvenin etkili olduğunu söyledi.

Bilgi birikimini çözüme dönüştürecek irade vurgusu

ABD’deki Duke Üniversitesinden Doç. Dr. Mustafa Tuna, dünyada artan belirsizliğin özellikle gençlerin gelecek tasavvurunu etkilediğini belirtti. Üniversite eğitiminin, mesleklerin ve çalışma hayatının geleceğine ilişkin kaygılara değinen Tuna, yapay zekâ etrafındaki tartışmaların da bu belirsizliğin örneklerinden biri olduğunu söyledi.

İnsanlığın geçmişte görülmemiş ölçüde bilgiye sahip olmasına rağmen sorunlarını çözmekte zorlandığını ifade eden Tuna, bilgi birikimi ile doğru davranışı ortaya koyma iradesi arasında bir kopukluk bulunduğunu savundu.

Belirsizliklerle dolu, yangın yerine dönmüş bir dünyada, insanlığın bilgi birikiminin hiç olmadığı kadar arttığını söyleyen Tuna, bu birikim ile problemlerimizi ve çözümlerimizi tespit edebildiğimizi, fakat o çözümleri uygulayacak iradeyi ortaya koyamadığımızı ifade etti.

Basın toplantısı panel masası

İnsanın doğru olduğunu bildiği davranışı gerçekleştirebilmesi için kendisini yönlendirecek değerlere ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Tuna, hayatın ve varlığın yalnızca maddeye indirgenmesinin sorumluluk bilincini zayıflattığını dile getirdi.

“Hayat, varlık anlayışı maddeye indirgendiği zaman insanın yapması gerekenle yaptığı arasındaki bağ birbirinden ayrılıyor.” diyen Tuna, bu bağın yeniden kurulmasında insanın hayatına anlam kazandırmanın ve varlığın kendisine sorumluluklar yüklediğini fark etmesinin belirleyici olduğunu anlattı.

Anlam ve sorumluluk bilincini güçlendirme arayışı

Tuna, Bediüzzaman Said Nursi’nin düşüncelerine yönelişin merkezinde bir isimden ziyade verdiği mesajın bulunduğunu söyledi. Bu mesajın, insanın yaratıcısını tanıması, dünyadaki yerini anlaması ve hem yaratıcıya hem de içinde yaşadığı dünyaya karşı sorumluluğunu kavramasıyla ilgili olduğunu belirtti.

Tuna, bu iradenin ortaya konması için insanlığın inanca, Yaratıcı ile irtibat kurmaya muhtaç olduğunu, Bediüzzaman Said Nursi’nin de bunun yolunu açtığını vurguladı.

Risale-i Nur’un farklı dillere tercüme edilmesinin akademik dünyada karşılık bulduğunu aktaran Tuna, Bediüzzaman’ın düşünceleri üzerine Arapça, İngilizce, Türkçe ve Farsça çalışmalar yapıldığını, yüksek lisans ve doktora araştırmalarının yürütüldüğünü anlattı.

Sempozyumun İngilizce programına ilişkin bilgi veren Tuna, 10’u yüz yüze, 3’ü çevrim içi olmak üzere 13 panel düzenleneceğini ve 47-48 tebliğcinin yer almasının öngörüldüğünü söyledi.

Tuna, katılımcılar arasında uzun süredir Risale-i Nur üzerine çalışan araştırmacıların yanı sıra kendi uzmanlık alanlarındaki sorunlar için bu eserlerden yararlanma imkânını sempozyum vesilesiyle değerlendiren akademisyenlerin de bulunduğunu kaydetti.

Akademisyenlerle karar vericiler aynı zeminde buluşacak

İstanbul Medeniyet Enstitüsünün Genel Koordinatörü ve sempozyum koordinatörlerinden Doç. Dr. Ünal Akyüz, organizasyonun uluslararası ölçekte gördüğü ilgiyi değerlendirdi.

Teknik ekibin kendilerine internet sitelerinin yalnızca son bir ayda 2,5 milyon kişi tarafından ziyaret edildiğini belirten Akyüz, bu ilginin sempozyumun ulaştığı çevreyi göstermesi bakımından dikkat çekici olduğunu ifade etti.

Sempozyuma beklenenin çok üstünde bir talep yaşandığını belirten Akyüz, tebliğ başvurularının yaklaşık 700’e ulaştığını ve 400’den fazlasının İslam dünyasından geldiğini söyledi.

İİKV konferans salonunda basın toplantısı

Akyüz, İslam dünyasının ve Müslümanların kendi sorunlarına çözüm üretmede, politika geliştirmede ve uzman yetiştirmede yetersiz kaldığı yönündeki eleştirilere karşı, sempozyuma gösterilen yoğun akademik ilginin ve uluslararası kurumların katılımının küresel krizler karşısında önemli bir cevap niteliğinde olduğunu ifade etti.

Programın akademisyenlerle birlikte İslam ülkelerinde karar verici konumunda bulunan isimleri ve çeşitli alanlardan uzmanları da buluşturacağını belirten Akyüz, sempozyumun bu yönüyle de önem taşıdığını söyledi.

Çözüm önerileri ilgili kurumlara, bakanlıklara ve uluslararası kuruluşlara sunulacak

Akyüz, sempozyumun konularının modern toplumun sorunlarına duyarlı bir yaklaşımla seçildiğini belirterek, Kur’an ve sünnet perspektifinde medeniyet tasavvuru, vahiy merkezli toplum ve aile inşası, modern çağın manevi ve sosyal meseleleri, iktisat, çevre ve yapay zekâ gibi konuların ele alınacağını ifade etti.

İktisat, aile, çevre ve yapay zekâ gibi güncel konuların da programda yer aldığını belirten Akyüz, temel ve güncel meseleler üzerine beş özel oturum düzenleneceğini söyledi.

Bilimsel toplantılarda geliştirilen önerilerin toplumsal hayata aktarılmasında zaman zaman sorun yaşandığına dikkati çeken Akyüz, önemli çözümler üreten çalışmaların raflarda kalabildiğini belirtti. Sempozyumda ortaya çıkacak önerileri politika yapıcılarla birlikte değerlendirerek bakanlıklara, uluslararası kuruluşlara ve İslam dünyasıyla ilgili çalışmalar yürüten kurumlara sunmayı amaçladıklarını kaydetti.

Bediüzzaman Said Nursi’nin “müspet hareket” yaklaşımına da değinen Akyüz, bu anlayışın insanların birbirlerinin davranışlarına hoşgörüyle yaklaşmasının ötesinde toplumsal ve uluslararası ilişkiler bakımından da değerlendirilebileceğini ifade etti.

Türklerle Kürtler arasındaki ilişkiler ve Sünni-Şii ilişkileri üzerinden örnekler veren Akyüz, Bediüzzaman’ın yaklaşımının güncel sorunlara çözüm geliştirmede “denge politikası, küresel varsayımlar, bölgesel sorunlar için metodolojik olarak önemli imkânlar sunduğunu söyledi. Akyüz, sempozyum sonunda ortaya çıkacak sonuç ve çözüm önerilerinin ilgili kurumlar, uluslararası kuruluşlar ve politika yapıcılarla paylaşılmasının planlandığını kaydetti.

Filistin ve Gazze sorusu üzerine birlik vurgusu

Toplantının soru-cevap bölümünde, Filistin’den katılım olup olmayacağı ve Gazze konusunun sempozyumda nasıl ele alınacağı soruldu. Filistin’den bir öğretim üyesinin katılacağı, farklı ülkelerden araştırmacıların da Filistin ve Gazze üzerine çalışmalar sunacağı belirtildi.

Soruyu cevaplandıran Said Yüce, Gazze’de yaşananların sempozyumun çıkış noktalarından biri olduğunu ifade etti. İsrail’in saldırılarında masumların, kadınların ve çocukların öldürülmesinin insanlığın en ağır yaralarından biri olduğunu dile getiren Yüce, sempozyumun Müslümanlar arasında birlik ve dayanışmaya katkı sağlamasını istediklerini söyledi.

Yüce, “Bu sempozyumun bir hedefi olarak ittihad-ı İslam’a da vesile olacak bir sempozyum olmasını düşünüyoruz. Bu yüzden dünyanın birçok ülkesinden özellikle İslam Ülkelerinden katılımcılar iştirak etti. Seçtiğimiz konular ve temalar da zaten bunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Müslüman toplumlar arasındaki ayrılıkların ortak hareket etme imkânını zayıflattığını savunan Yüce, birlik ihtiyacının ülkeler arasındaki ilişkilerin yanında cemaatler, tarikatlar ve farklı dinî çevreler açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Türkiye’de Nur cemaatleri dâhil farklı dinî toplulukların kendi aralarındaki ihtilafları aşmasının önemine değinen Yüce, karşılıklı eleştiri, gıybet ve mesafeli tutumların yerine kardeşlik, muhabbet ve dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

“Müslümanların hakiki bir ittihadı sağlamaları çok kıymetli”

Yüce, Bediüzzaman Said Nursi’nin Uhuvvet ve İhlas risalelerinde birlik ve beraberliğin kazandırdığı gücü anlattığını hatırlatarak, “Dolayısıyla Müslümanların hakiki bir ittihadı sağlamaları çok kıymetli.” dedi.

Hz. Muhammed’in iman ile müminlerin birbirini sevmesi arasında kurduğu bağı hatırlatan Yüce, ortak inanca, kitaba ve kıbleye sahip Müslümanların birbirlerine karşı samimi bir muhabbet geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

Sempozyum hazırlıkları sırasında bazı ülkelerde farklı çevreler arasındaki mesafeli tutumlarla karşılaştıklarını da anlatan Yüce, davet edilen isimlerin büyük çoğunluğunun birlik arayışına katkı sunmak amacıyla İstanbul’a gelmek istediğini söyledi. Burada ortaya çıkacak beraberliğin İslam dünyasına yansımasını ümit ettiklerini kaydetti.

“İnsan kendi vicdanıyla o yanlıştan uzak durabiliyor”

Kapanış değerlendirmesinde iman, ahlak ve sorumluluk ilişkisine değinen Yüce, dolandırıcılık, adaletsizlik, kadına yönelik şiddet ve güçlünün zayıfı ezmesi gibi sorunların çözümünde insanın iç dünyasında oluşacak ahlaki denetimin önemini vurguladı.

Yüce, Bediüzzaman’ın en büyük tehlike olarak iman ve inanç kaybına dikkati çektiğini belirterek, bu kaybın insanın ebedî hayatını ilgilendiren boyutuna işaret etti. Kur’an ve sünnetin öğrettiği imanın insanın kalbine yerleşmesinin, hayatın farklı alanlarında yaşanan krizlere karşı temel bir çözüm sunduğunu ifade etti.

Bu denetimi “manevi yasakçı” ifadesiyle anlatan Yüce, insanın yaratıcısını tanımasının ve sorumluluğunu içselleştirmesinin, yanlış davranışlardan kendi iradesiyle uzaklaşmasını sağlayacağını söyledi.

Yüce, “Polis olmadan, kamera olmadan, her türlü güvenlik tedbiri olmadan insan kendi vicdanıyla o yanlıştan uzak durabiliyor.” diyerek, sempozyumun hem bu bilincin güçlenmesine hem de Müslümanlar arasında birlik sağlanmasına katkı sunacağına inandığını ifade etti.

Basın mensuplarını sempozyumun bütün oturumlarını takip etmeye davet eden Yüce, AKM’de ve Pullman İstanbul Hotel’de medya çalışma alanları oluşturulacağını, katılımcı akademisyenler ve âlimlerle bire bir röportaj yapılabilmesi için imkân sağlanacağını bildirdi.

Basın toplantısının ardından röportaj
XFacebookWhatsApp

4–7 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.