Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid: Risalei Nurdan hiçbir şeyin silinmesi mümkün değildir!

Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid: Risalei Nurdan hiçbir şeyin silinmesi mümkün değildir!
Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid: Evet, risalelerin ihtisarla özetlenmesi mümkün değildir. Belki, olduğu gibi bırakmaktan başka çare yoktur. En doğru, en açık, en yararlı olanı da budur.

 

 

Iraklı akademisyen Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, 1-3 Ekim İstanbul'da gerçekleşen 11. Bediüzzaman Sempozyumu'na Oturum Başkanı olarak iştirak etti.  Sempozyumu başarılı bulduğunu söyleyen Muhsin Abdülhamid, Risale-i Nur'un ihtisar edilmesi hakkındaki düşüncelerini de ifade etti.  Daha önce Risale-i Nur'u kısaltmak istediğini fakat başaramadığını ve neden vazgeçtiğini yazılı olarak beyan edeceğini söyleyen Muhsin Abdülhamid, bu nedenleri geçtiğimiz hafta yayınlanan makalesinde anlattı:

 

Risale-i​ ​Nur’un​ ​İhtisar​ ​Edilmesi​ ​(Özetlenmesi)​ ​Hakkında
 

"Üstad Nursî buyuruyor ki: “Risale-i Nur, Kur'ân'ın ve Kur'ân'dan çıkan burhanî bir tefsir olduğundan, Kur'ân'ın nükteli, hikmetli, lüzumlu, usandırmayan tekraratı gibi onun da lüzumlu, hikmetli, belki zarurî ve maslahatlı​ ​tekraratı​ ​vardır.” 1

Yani, onda ne sarf ve nahiv gibi dil ıstılahları, ne akıl, mantık, kelâm ve felsefe ilimlerinin terimleri; ne de fıkıh, usul ve maksat ilimlerine dair mezheplerin tafsilatı vardır. Ayrıca onda tasavvuf ve tarikatların detayları da ve tarihî çekişmelerin ayrıntıları da bulunmaz. Hem âyetlerin sebeb-i nüzullerine​ ​ve​ ​dinlerin​ ​mukayesesine​ ​de​ ​rastlanmaz.

 

 

RİSALE-İ NUR ZATÎ VE ŞUHUDÎ BİR TEFSİRDİR

Bilinen tefsirlerin, özellikle eskiden yazılanların içi pek çok ilimlerle doludur. Fakat bu ilimler Kur’ân-ı Hakîmin üzerinde kalın bir örtü teşkil ediyor. Bu örtü onun kendisine, nuruna, maksatlarına, kâinata ve insana yönelik bakış açısına ve insanların kalplerine İlâhî bir üslûp ile nüfuz eden​ ​şer’î​ ​kanunlarına​ ​ulaşmaya​ ​engel​ ​oluyor.

Bir gün Kuzey Irak’ta, oranın meşhur âlimlerinden birinin ziyafetine katıldım. Elinde Beyzavî’nin tefsiri vardı ve öğrencisine ders veriyordu. Dersi bitirince bana sordu. “Görüşün nedir?” dedi. Ben de: “Tefsirden başka her şeyi işittim” dedim. Sonra ona Kur’ân-ı Kerîm tefsirine dair en doğru​ ​olan​ ​metodu​ ​anlattım.

Risale-i Nur’daki Kur’ân tefsirine gelince: Ondaki tefsir, kadîm tefsirlerden, hattâ kendi zamanındaki çağdaş tefsirlerden temelde farklılık arz ediyor.

Çünkü o âyetlerin dokuduğu manalara, onların çeşitli işaretlerine ve esmâ-i hüsnânın tecellilerine doğrudan intikal eden zatî ve şuhudî bir tefsirdir. Sonra çağdaş medeniyetin hareketli ve çatışmacı ortamında, fıtrî hakikatleri ve insanî dramları ele alıyor ve sözü kâinat, hayat ve toplumun tasarım ve dizaynına getiriyor. İnsanî dram derken, Müslüman olsun Gayr-i Müslim olsun, hepsi de yaratıcılarının hidayetinden ve hak şeriatlarını yaşamaktan çok uzaklaştılar.

Özellikle Müslümanlar dinlerinden, tarihlerinden ve medeniyetlerinden ayrı düşüp bir şizofren gibi davranmaya başladılar.

 

 

RİSALE-İ NUR’DAN HİÇBİR ŞEYİN SİLİNMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR

İşte Risale-i Nur tefsiri, onları, âyetlerin vücud verdiği atmosferden geçirerek Resulüllah’ın (a.s.m.) riyaseti altında ebedî olan İlâhî kafileye katma çabasıdır.

Evet, Resulüllah’ın (a.s.m.) riyaseti altında… Çünkü o Resul (a.s.m.) öyle açık bir burhan ve parlak bir nurdur ki, Allah onda esmâ-i hüsnânın birbirini dengeleyen, birbirini tamamlayan, birbiriyle kucaklaşan mün’akis nurlarını cem​ ​etmiştir.  Şeytan-ı racîmin güttüğü şu maddî hayat ki, insanların imanlarını, değer manzumelerini ve ebedî desenlerini tahrip ederek varlık içinde yokluk çektiren yaşama, kaosa, ıstıraba, psikolojik hastalıklara ve toplum istikrarını bozan ve vicdanî rahatı yok eden hayvanî davranışlara atmıştır.

İmam Nursî, böyle bir hayattan bütün insanları kurtarma yolunda üç küllî burhan olan Kur’ân, kâinat ve Hz. Muhammed’in (a.s.m.) irfan ve marifetlerini Nur Tefsirinde toplamıştır.Konuları ise, genel bir bütünlük içinde, iç içe geçmiş, tek bir doku, harika bir üslup ve neticelere götüren mukaddemeler suretinde işlemiştir ki, bir kısmını diğerlerinden ayırmak mümkün​ ​değildir.

Eskiden Âlûsî’nin Rûhu’l-Meanî tefsirini ve İbn Teymiye’nin Minhâcu’s-Sünne eserini muhtasar yaptığım gibi; bir zamanlar, derin araştırma konusunda ihtisası olmayan okuyuculara okuma kolaylığı olsun diye Risale-i Nur’un da bir muhtasarını, bir özetini çıkarmaya niyet ettim. Önceden takip ettiğim özetleme metodunu uygulamak üzere ikinci kez Risale-i​ ​Nur’a​ ​geldim.​ ​Fakat​ ​şu​ ​sebeplerden​ ​dolayı​ ​bunu​ ​başaramadım:

Risale-i Nur’dan hiçbir şeyin silinmesi mümkün değildir.

Çünkü şahit olarak getirilen deliller girift olmakla beraber tek bir dokuya sahip ve bir birini takip eden açıklamalar şeklinde…

Üstad Nursî’nin sözlerine yapılan bu tarz bir müdahale, risalelerin lâfızlarında, manalarında ve muhtevasında​ ​tam​ ​bir​ ​bozulma​ ​meydana​ ​getiriyor.

 

 

RİSALE-İ NUR’DAKİ HER BİR AÇIKLAMA BİZATİHİ MAKSUTTUR

Eski tefsirler, âlimlerin görüşlerini istişhad suretinde zikrederek asrın ilimlerinden yardım almışlar. Bunlar da ayetlerin mana ve maksatlarına odaklanmadan yapılmıştır. Özetleme yapılırken ayet-i kerimelerin asıl manalarıyla pek ilgisi olmayan bu şerh ve istitradî alıntılar ayıklanabiliyor. İşte daha önce Âlûsî’nin tefsirinde ve Minhâcü’s-Sünne’de yaptığım da buydu. On altı cilt olan ilkini beş ciltte, bir kaç cilt olan ikincisini de tek ciltte​ ​özetlemiş​ ​oldum.

Risale-i Nur’a gelince, ondaki her bir açıklama bizatihi maksuttur.

Yani anlatılmak istenen asıl hedef odur. Eğer bir paragraf, bir sayfa silinse veyahut ihtisar veya özet yapılsa zarar veriyor. Çünkü bu risaleler çağdaş hareketler ve onların cidalleriyle, Müslümanların durumları, geri kalmışlıkları ve üzerine titredikleri milletlerinin parçalanmışlıkları gibi meselelerle paralel gidiyor. Hayatın bütün yönlerine dair Kur’ân’ın nuranî çözümlerini bir ağ gibi örüp takdim ediyor. Ta ki, Müslümanların durumları güçlensin. İstikamet çizgisine, Rabbânî yola ve Yaratıcılarına karşı​ ​halisane​ ​ubudiyete​ ​yönelsinler.

Kelâmın şâhit gösterdiği, belki sözün üzerinde dönüp dolaştığı Kur’ânî ayet örgüsü ki, ondan bir ayet bile silemezsin.

Çünkü Nursî’nin sözlerindeki sistemde her bir ayet konulduğu yere birbirini takviye eden müteselsil manaların istihracı için dikkatle yerleştirilmiş ve konulması şart olan​ ​hakiki​ ​yerlerine​ ​konulmuştur.

Risaleler, birbirinden bağımsızdır ve her bir risale belirli zamanlarda yazılmıştır.

Kendisine veya İslâm’a veya Müslümanlara yöneltilmiş soruların cevapları mahiyetindedir. Bir veya birkaç ayetle başlıyor. Çeşitli konuları temsilî kıssalarla birbirine bağlıyor. Sonra onları gerçek figürler üzerinden, gerçek hayattan çıkarım yapan fikirleriyle kelime kelime, parça parça hakikate tatbik ediyor. Ki bunları yaparken Kur’ân ayetlerinden, aklî delillerden istidlâlde bulunuyor, enfüsî daireden de deliller​ ​getiriyor​ ​ve​ ​tahlillerini​ ​yapıyor.

 

 

RİSALELERİ OLDUĞU GİBİ BIRAKMAKTAN BAŞKA ÇARE YOKTUR

Bazı sözlerini belki bir iki cümlede veya bir iki paragrafta onun has üslubuyla özetleyebiliyor olabilirsin. Ancak bu çalışmanızda Nursî tarzı sistemde sona erecek, onun fikirleriyle tasarruf edecek, haşmetini takip edecek​ ​ve​ ​ondaki​ ​dokuyla​ ​hareket​ ​edeceksiniz.

Kur’ân-ı Kerîmin enbiya kıssalarında, dava ve dava adamı arasındaki muhaverelerde, vücud-u Hâlık ve Vahdaniyet-i İlahiye gibi meselelerde ve enfüsî-afakî sahneler üzerinden yaptığı istidlallerin ikamesinde çeşitli üslûplarla tekrarlar yapıyor. Üstad Nursî de bu ayetlerin tetebbuatında ve onların üzerinde durduğu konu ve üslûplarda tekrarlar yapıyor. O sahne ve eserlerin sunumunda akıcı kalemiyle, velûd hayaliyle ve okuyucunun kalp tellerine dokunan coşkulu hissiyatıyla yaptığı bu tekrarlar birbirini tamamlıyor.

İşte bu risalelerin özetlenmesine dair yapılan herhangi bir girişim, ondaki düşünce zincirini koparıyor ve farklı üslûplarla tabir edilen teselsülü​ ​tahrip​ ​ediyor.

Risale-i Nur parçalarını tek tek araştırır ve onlardaki fikrî yapının farkına varabilirsen, buraya kadar söylediklerimin ve bundan sonra da söyleyeceklerimin doğru olduğu anlaşılır.

Evet, risalelerin ihtisarla özetlenmesi mümkün değildir. Belki, olduğu gibi bırakmaktan başka çare yoktur.​ ​En​ ​doğru,​ ​en​ ​açık,​ ​en​ ​yararlı​ ​olanı​ ​da​ ​budur.

Meselâ Üstadın Kur’ân mucizelerinin anlatımına tahsis ettiği Yirmi Beşinci Sözü bir incele. Orada i’câz-ı Kur’ân’a dair her şeyi toplamıştır. Orada Kur’ân lâfızlarının cezaletini, terkiplerinin fesahatini, en câmi suret, en bedi’ örgü, en güzel üslûp ve en açık ifade içinde manalarındaki beliğ icazı bulabilirsin. İrşada, ispata, akaide, şeriatın tespitine ve tabiatın her bir hücresi üzerindeki esma-i hünsanın akislerinin tafsilatına dair meseleleri ihtiva eden canlı, cami ve şamil büyük bir hazineyi tazammun ediyor.

Evet, Üstadın birçok sayfada çarpıcı ve keyifli üslûplarla söylediklerini özetleyebilirsin. Fakat bu yaptığın işle–daha önce söylediğimiz gibi–risalelerin haşmetli güzelliğini alır götürürsün. Satır aralarında gizlenmiş ve fikirleriyle her tarafa sızmış olan Nursî ruhunu yok edersin.

Bu da kesin olarak gösteriyor ki, onun kalemiyle tedvin ettiği fikirlerindeki kast edilen asıl manayı kesinlikle muhafaza edemezsin. Zira onun kaleminden akan mürekkep Kur’ân ayetleriyle doymuş olan ruhundan geliyor. Manalar ise, Kur’ân ayetleriyle atan kalbinden, cevval aklından ve dakik fikir, sağlam mantık ve zincirleme faaliyetten gelen incelikten doğuyor. Ta Müslümanların gönlünde Kur’ân ruhu ihya edilsin ve hikmete uygun​ ​amele​ ​ulaşılsın.

 

 

BU RİSALE KALIP GİBİ SAĞLAM

Sonra Yirmi Yedinci Söz olan “İçtihad Risalesi”ne müracaat et. Güncel problemleri, eski müçtehit ve muhaddislerin görüşlerini nakletmeden nasıl delilleriyle ve tafsilatıyla beraber ele aldığını anlayacaksın? Evet, orada işlenen meseleler çözümü kolay olmayan meselelerdir. Zira hain deccalların verdikleri fetvalarla, inhiraflarını ve İlâhî ahkâm-ı kat’iyeden çıkışlarını meşrulaştırmak maksadıyla, dinin zaruriyatını terk ederek, şeriatın usul ve maksatlarına muhtaç olan içtihatlara, kötü niyet ve nifakla yaklaşarak, seküler siyasetlerin işine yarayacak​ ​şekilde​ ​onların​ ​üzerine​ ​zulmet​ ​perdesi​ ​çekmişler.

Nursî, güncel sorulara cevap veren o müdellel risalede devlet otoritesine fetva bulmak isteyen o vaizlerin yollarını şu sözlerle kesmek ister: “Selefin içtihadât-ı sâfiyâne ve hâlisânesiyle, bütün zamanların hâcâtına dar gelmeyen efkârları olduğu halde, onları bırakıp, heveskârâne​ ​yeni​ ​içtihadlar​ ​yapmak,​ ​bid'akârâne​ ​bir​ ​hıyanettir.

Bilemiyorum! Konuyu birlik ve bütünlük içinde işleyen ve kalıp gibi sağlam bu risale özetlenebilir mi? Söyleyeyim. Evet, parçalara bölmenin imkânı yok.

Çünkü Nursî, fıkhî düşüncesini arz ederken, bunu konsantre ve birbirine bağlı bir teselsül içinde yapıyor.

Eğer özetlense, o teselsül paramparça​ ​olur. İstersen biraz da Yirminci Söz’ü incele. Üstad orada peygamberlerin mucizelerini şu ayet-i kerimeyi takdim ederek yorumluyor: 

2 وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ

Ve​ ​sözü,​ ​ince​ ​tahlillerden​ ​sonra​ ​şöyle​ ​bitiriyor:  “Kur'ân'da, sair hakaikle beraber, medeniyet-i hazıranın harikalarına ve belki daha ilerisine işaret ve remiz vardır. Dünyevî ve uhrevî saadet-i beşere​ ​lâzım​ ​olan​ ​herşey,​ ​değeri​ ​nisbetinde​ ​içinde​ ​bulunur.” Bütün bunları şöyle özetliyor: “Kur'ân-ı Hakîm, hakîmdir; herşeye kıymeti nisbetinde bir makam verir. İşte Kur'ân, bin üç yüz sene evvel,   istikbalin zulümatında müstetir ve gaybî olan semerat ve terakkiyât-ı insaniyeyi görüyor ve gördüğümüzden ve göreceğimizden daha güzel bir surette​ ​gösterir.” “Demek Kur'ân öyle bir Zâtın kelâmıdır ki, bütün zamanları ve içindeki bütün eşyayı bir anda görüyor. İşte, mu'cizât-ı enbiya yüzünde parlayan bir​ ​lem'a-i​ ​i'câz-ı​ ​Kur'ân...

 

 

ÖZETLENEBİLECEK BİR KÖR NOKTA BULUNMUYOR

Sonra​ ​Yirmi​ ​Üçüncü​ ​Söz’ü​ ​oku!​ ​Şu​ ​ayet-i​ ​kerimeyi​ ​tefsir​ ​ediyor:  

3 إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ * ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ * لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ 

Tefsir ederken de her zaman olduğu gibi ıstılâhî tefsirden uzak duruyor. “İnsan, mü’minse neler oluyor, küfre yuvarlanmışsa neler oluyor?” şeklindeki insanın hal ve durumlarına dair problemlerin çözümünde Esma-i Hüsnanın in’ikas eden nurlarına teveccüh ederek bizzat müşahedeye ve maksada giriyor.

Evet, insan imanla saîd oluyor, küfürle şekavet-i ebediyeye yuvarlanıyor.

Bu tefsiri yaparken de insanda gerçekleşen ahsen-i takvimin ve diğerinde esfel-i safilînin delilleri ne ise, onları​ ​nazara​ ​vererek​ ​bir​ ​dizi​ ​ince​ ​tahlillerle​ ​tefsir​ ​ediyor.  Hem telâhuk-u efkâr ve dayanışma yoğunluğu üzerinden gerçeklere uygun hayalî güzel kıssalarla konuyu pekiştiriyor. Öyle ki, özetlenebilecek​ ​bir​ ​kör​ ​nokta​ ​ne​ ​bunda​ ​ne​ ​de​ ​geçmişinde​ ​bulunmuyor.

Eski müfessirler–haşmetli kadr u kıymetlerine, ilimlerinin kesafetine rağmen–Kur’ân’ın mana ve marifet hazinelerinin inkişafına pek odaklanmıyor ve onların özünü yakalamak için pek uğraşmıyor; daha çok mezheplerini teyit edecek delilleri çıkartmakla meşgul oluyorlar.

Çünkü tefsirler onlar açısından fikirlerini arz etmek ve ilimlerini konu dışı sıkıcı malûmatla sunmak için geniş bir alan. Yani, öğrendikleri kendi zamanlarına ait ilimlerin ıstılahlarına Kur’ân’ı maruz bırakıyorlar. Hâlbuki Kur’ân tefsirleri tarihin akışı içinde ümmeti birleştirmesi lâzım gelirken, tam tersi, mezhep ihtilafları; felsefî, kelâmî, hatta siyasi çekişmeler ve bir takım kanlı çatışmalar yüzünden parçalanmalara ve bölünmelere sebep oldu.​ ​​ ​Maalesef​ ​o​ ​büyük​ ​müfessirler​ ​bunu​ ​fark​ ​edemediler…

Nursî’nin asrı ise, geçmiş asırlardan özde farklılık arz ediyor.

 

 

İMAM NURSÎ SADECE KUR’AN’A YÖNELDİ

Eski müfessirlerin asırları, onun asrı gibi imansızlığın yaygınlaştığı, ahkâm-ı şeriatın ve ahlâk-ı İslâm’ın terk edildiği bir asır değildi. Buna ek olarak onun asrında bir de, İslâm toplumları içinde partiler arası siyasetçilik, Kays ile Adnan kabileleri arasındaki Arapçılık, Araplar ile Farslar arasındaki veya Araplar ile Türkler arasındaki ırkçılık kavgaları vardı. Ve bu sebeple Kur’ân-ı Kerîmin sağlamlaştırdığı birlik ve beraberlik hakikatinden​ ​uzaklaşıldı.

Evet, Nursî zamanındaki kavga ve mücadele iman ile küfür arasındaki mücadeleydi.

Çünkü Müslümanlar İslâm medeniyeti sistemini terk ederek, akîdevî, fikrî, içtimaî, ahlâkî vs. yaşamlarında isyankâr Batı medeniyetine tabi olmaya başlamışlardı. İşte tam böyle bir zamanda şümullü ve Kar’ânî bir metotla iman kurtarmaya şiddetle ihtiyaç vardı.

İşte bu sebeple İmam Nursî de sadece (okunan, müşahede edilen ve konuşan) Kur’ân’a yöneldi.

 

 

O NURANÎ RİSALELERİYLE TÜRKİYE İÇİNDE KOCA BİR ÜMMETİ UYANDIRDI

Keskin zekâsı ve eşsiz dehası onu Esmâ-i Hüsnâdan medet almaya ve onların derin tecellileri üzerinden bütün faaliyetleri ve boğuşmaları idare etmeye sevk etti. Neticede o nuranî, mübarek risaleleriyle Türkiye içinde koca bir ümmeti uyandırdı. Allah’ın izniyle dünyanın birçok konuşulan diline tercümeleri yapılıp bittiğinde bu risaleler​ ​o​ ​geniş​ ​dairelerde​ ​de​ ​tesirini​ ​gösterecektir.

 

 

Sonuç:

Müslümanlar olsun veyahut başkaları olsun insan fıtratına yönelik bu Kur’ânî, Rabbânî ve nuranî olan risaleler, pek çok övgüye lâyık İlâhî esrarı ve Kur’ânî hakikatları ihtiva ediyor.

Allah’ın sâlih bir kuluna ilham ettiği gerek akide ve fikir yönünden, gerek stratejik yönden, gerekse dava (taktiksel) yönünden pek çok hakikat keşfedilmeyi bekliyor. Her ne kadar Türkiye ve diğer ülkelerde vefalı Nur talebeleri onlarca akademik araştırmalar ve uluslararası sempozyumlar yapsalar da yine de pek çok hakikatin​ ​üzeri​ ​örtülü​ ​duruyor.

 

Benim görüşüme göre, yapılan tercümeler dünyanın geniş dairesinde yaşamakta olan felsefecilerin, düşünürlerin ve din adamlarının önlerine büyük bir çalışma alanı açacak, ilhama mazhar olan Said Nursî’nin (r.a.) risalelerindeki​ ​hazineleri​ ​çıkartacaklardır."

 

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 

 

Prof.Dr. Muhsin Abdülhamid

Tercüme: Kenan Demirtaş

 

 

 

1 Şuâlar, Dördüncü Şuâ, Altıncı Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye, Üçüncü Burhan, Üçüncü Nükte, Tenbih.​ ​S.​ ​121.

2​ ​“Yaş-kuru​ ​ne​ ​varsa,​ ​kitab-ı​ ​mübîn’de​ ​yazılmıştır.”​ ​Enâm​ ​Sûresi,​ ​6:59.

3 "And olsun ki, Biz insanı en güzel bir kıvamda yarattık. Sonra da onu en aşağı seviyeye indirdik–ancak​ ​iman​ ​eden​ ​ve​ ​güzel​ ​işler​ ​yapanlar​ ​müstesna."​ ​Tîn​ ​Sûresi,​ ​95:4-6.

BLOG

Haberler İlanlar Basın Açıklamaları Video