Şadi Eren: Müsbet hareket, her şeye olumlu bakmayı esas alan bir hayat felsefesidir, bardağa dolu tarafından bakmaktır, “kahrolsun karanlık!” demek yerine, bir mum yakmaktır.

Şadi Eren: Müsbet hareket, her şeye olumlu bakmayı esas alan bir hayat felsefesidir, bardağa dolu tarafından bakmaktır, “kahrolsun karanlık!” demek yerine, bir mum yakmaktır.
Şadi Eren: Müsbet hareket, dalgalı hayat denizinde sahil-i selamete varmanın, hayat maratonunda engelleri daha kolay aşmanın esasıdır. İslâm Dini, ifrat ve tefritten azade olarak orta yolu benimser. Müsbet hareket, orta yolda gidebilmenin altın formülüdür.

 

"Bediüzzaman Said Nursi’nin ortaya koyduğu en önemli esaslardan biri, “müsbet hareket” prensibidir. Mesela şöyle der: “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir.” (Nursi, Emirdağ Lahikası II, 240)

Geçinmek müsbet harekettir, geçimsizlik menfî hareket. Ümit müsbet harekettir, ümitsizlik menfî hareket. Tamir müsbet harekettir, tahrip menfî hareket.

Müsbet hareket, her şeye olumlu bakmayı esas alan bir hayat felsefesidir, bardağa dolu tarafından bakmaktır, “kahrolsun karanlık!” demek yerine, bir mum yakmaktır. Müsbet hareket, dalgalı hayat denizinde sahil-i selamete varmanın, hayat maratonunda engelleri daha kolay aşmanın esasıdır. İslâm Dini, ifrat ve tefritten azade olarak orta yolu benimser. Müsbet hareket, orta yolda gidebilmenin altın formülüdür.

Muaz Bin Cebelin anlattığı şu olay “müsbet hareket”in güzel bir misalidir: Allah Resulü bir gün Kâbe’yi tavaf ediyordu. Kendisine “En şerli insan kimdir?” diye sordum. Bu sualimden hoşlanmadı, benim için "Allahım, onu bağışla!" diye dua buyurdu. Sonra da şu ikazı yaptı: “Ya Muaz, hayırdan sor, şerden sorma..." (Heysemi, Mecmau’z- Zevâid, I, 185)

İslâm Dini için en birinci referans olan Kur'an-ı Kerim, “müsbet hareket” esasının örnekleriyle doludur. Mesela:

“Kötülüğe en iyisiyle mukabelede bulun…”(Mü’minun, 96)

 “Onların Allah’ı bırakıp taptıkları ilahlarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler.”(En’am, 108)

 

Savaşta bile Müsbet Hareket

Savaş hengâmesinde akıl bir köşede kalır, hisler ön plana çıkar. O şartlarda müsbet hareket edebilmek, adaletten ayrılmamak hiç de kolay değildir.

Kur'an şöyle bildirir:

“Sizinle savaşanlarla, siz de Allah yolunda savaşın. Haddi aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez."(Bakara, 190)

Yani Kur'anın muhataplarısavaşı ilk başlatan olmayacak, “kendileriyle savaşanlarla savaşacaktır.” Ayrıca, "savaşamayacak olan yaşlı, çocuk, ruhban ve kadınlarla savaşmayacaktır. Keza, kulak-burun kesmek gibi taşkınlıklar yapmayacak, yağmalamak gibi aşırılıklardan uzak kalacaktır.

“Müsbet hareket” çerçevesinde değerlendirilebilecek daha bunlar gibi pek çok ayet vardır. İlgili ayetler, “müsbet hareket”i bir esas olarak ortaya koymakta, bu esaslarla Kur'anî bir nesil inşa etmektedir.

 

 

Kavl-i leyyin

Bediüzzaman “Risale-i Nur'un mesleği, nezihane ve nazikâne ve kavl-i leyyindir” der. (Nursi, Lem’alar, s. 175) bu ibaredeki “kavl-i leyyin” tamamen Kur'anî bir ifadedir. Cenab-ı Hak, Hz. Musa ve Hz. Harun’u firavuna gönderirken şu talimatı verir:

"Ona kavl-i leyyinle (yumuşak bir dille)anlatın. Olur ki, öğüt alır veya korkar." (Taha, 44)

Sert ve kırıcı anlatmak menfi, yumuşak ve nazik anlatmak ise, müsbet bir harekettir.

 

Hayatımızda menfiliğe yer vermemek

Toplum hayatında hem iyi hem de kötü şeyler beraber bulunur. İnsana yaraşan, iyi şeylere bakıp kötü olanlardan uzak kalmaktır. Şu ayet bir yönüyle bize bu noktada rehberlik eder:

“Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Doğru yolda olduğunuzda, yoldan sapan kimse size zarar veremez.”(Maide, 105)

Bediüzzamanın yorumuyla,"Başkasının dalaleti sizin hidayetinize zarar etmez; sizler, lüzumsuz onların dalaletleriyle meşgul olmayasınız." (Nursi, Emirdağ Lahikası I, 43)

Bazıları menfi işler peşinde koşabilir veya kendi görevlerini düzgün yapmayabilir. Bunların bu hallerine takılıp kalmak yerine kendi müsbet işimize bakmak gerekir. Nitekim Bediüzzaman 1940 lı yıllarda yayınlanan menfi mesajlarla dolu bir kitaba temas ederken şöyle der:

“Fena şeyle zihnen meşgul olmak da, fena olduğu için kısa kesiyorum. Sakın ona ehemmiyet vermekle halkları meraklandırıp baktırılmasın.”(Nursi, Kastamonu Lahikası, s. 150)

Bu bağlamda Bediüzzamanın şu veciz ifadelerini de kaydedebiliriz:

“Bâtıl şeyleri iyice tasvir, safi zihinleri idlâldir.” (Nursi, Mektubat, s. 470)

“Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.” (Nursi, Mektubat, s. 472)

Öyle görülüyor ki, müsbet hareket” düsturu her bir Müslümanın hatta her bir insanın hayatında “olmazsa olmaz” derecesinde hayati bir öneme sahiptir. Bu düsturla hareket edenler, hayata ve olaylara hep pozitif bakarlar. Yıkan değil yapan, karıştıran değil düzelten, problem üreten değil problem çözen olurlar."

 

Şadi Eren, Iğdır Üniversitesi, TÜRKİYE

 

BLOG

Haberler İlanlar Basın Açıklamaları Video