Mamoun Jarrar: Risale-i nur Türkiye de doğdu fakat bir güneş gibi yeryüzünü ve ufukları sardı!

Mamoun Jarrar: Risale-i nur Türkiye de doğdu fakat bir güneş gibi yeryüzünü ve ufukları sardı!
Mamoun Jarrar: Burada toplanmamız bizlere sorumluluk yüklüyor ve bir de emanet tevdi ediyor ki o da her kim risale-i nurlar ile iman halavetini tadarsa başkalarının da bundan istifade etmesine gayret göstermeli ve her kimki risale-i nurlardaki o şuur ile bilinçlenirse saati hareketlendiren bir zemberek gibi içinde yaşadığı sosyal bünyeyi harekete geçirmelidir.

 

Mamoun Jarrar'ın 1-3 Ekim tarihlerinde İstanbul'da gerçekleşen 11. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu'nun açılış gününde yaptığı konuşmasıdır.

 

"Değerli Misafirler

Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Geçtiğimiz yüzyılın başında Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin kalbine bir uyanış nuru doğdu.

Dini ilimler ile fen ilimlerinin beraber okutulduğu medreset’üz zehrayı ümmetin dirilmesindeki faktörlerden biri olarak gördü. Aynı şekilde ümmetin geri kalışın sebeplerinden birisinin de,  Müslüman topluluklar ile topluma öğüt verenlerin arasında,  realetiden uzaklaşma ve diyaloğun kesilmesi olduğunu   idrak etti.

Üstad Bediüzzaman Şam Emevi camisindeki hutbesinde bu hastalıkları teşhis edip Kur’an eczanesinden çareler sundu. Bediüzzaman Osmanlı , İslam alemi ve dünya da vuku bulan  tehlikeleri değişimlerin, bir öğretmen, bir esir, bir vaiz, ve Daru’l Hikmeti’l İslamiye azası kimlikleriyle bir şahidi idi. Allah-u Teala’nın kendisine bahşettiği dehası , zekası nur ve ilmi ile kader-i ilahi Üstadı sanki bu asır için hazırlıyordu. Cenab-ı Hak şeair-i islamiyenin zorla ortadan kaldırıldığı ve iman nurlarının unutulmaya yüz tuttuğu, islamın tekrar garip olduğu bir dönemde Üstada bu karanlıkları nurlandıracak Risale-i Nur’ları ikram etti.

      

Risale-i nur Türkiye de doğdu fakat bir güneş gibi yeryüzünü ve ufukları sardı.

Bizler burada Üstadın saff-ı evvel talebelerinden birinin Üstada yöneltmiş olduğu ‘Üstadım bu nurları biz yazıyoruz kim okuyacak ‘ ve Üstadın da kendisine cevaben ‘bir gün gelecek bu nurları bütün dünya okuyacak’ sorusunun cevabını yaşayarak müşahede ediyoruz.
 

İşte bizler buraya dünyanın farklı bölgelerinden gelerek farklı olan dillerimiz ile Kur’an’ın ve sünnet-i seniyyenin nurlarını Risale-i Nurlardan buluyoruz.

        

Risale-i nur belli bir zamanın şartlarına münhasır olmadığı gibi belli olaylara karşı da bir tepki de değildir, aksine Risale-i nur Kur’an-ı manzur olan kainat kitabının tefekküri ve Kur’an-ı mestur olan Kur’an-ı Kerim’in tedebbüri ve Kur’an-ı natık olan Resul-i Ekrem (s.a.v) ile yaşamanın bir meyvesidir. bu meyve sınırlı bir vakitte geçerliliğini kaybedip belli bir döneme münhasır mıdır? Üstad mescid-i emevi de hitab ederken uzun yıllar sonra vukua gelecek olan olaylar ona hidayet nuruyla inkişaf etti. üstad bu hutbe-i şamiye de on yıllar sonra müslümanların hakiki baharında gelecek olan nesillere hitab etti. Sanki o gaybın nuruyla Risale-i nurların kendisinden sonra dahi uzun yıllar sürecek olan etkilerini müşahede ediyordu.

İşte şimdi faklı bölge ve dillerde yapılan sempozyumlar, konferanslar, seminerler ve ilmi çalışmalar Risale-i Nur denizine dalıp ondaki hazineleri gün yüzüne çıkarıyorlar. Risale-i nur bahçesine dağılıp iman nurlarının meyvelerini toplayıp esma-i hüsnanın nurlarını keşfediyorlar.

 

 Ve tarihimizin bu zor döneminde derdimizin çaresi olacak devaları Risale-i nur eczanesinde buluyoruz.

Bu bağlamda müsbet hareket ise böyle bir fitnenin antibiyotiğidir.

Türkiye tarihinin en karanlıklı ve en kötü zamanında yaşanan yıkıcı savaşlar karşısında bu ülkeyi muhafaza etmiştir. Ümmetin vücudunda bu kadar derin yaralar varken bu yaralarından kurtulmak ve yeniden şifa bulmak için bu devalardan alıyor mu? Ve ümmetimiz paramparça iken ittihad-ı islamı bu müthiş yara karşısında bir vesile edebildi mi? Risale- i nur birleştirir ayrıştırmaz ve hidayet kafilelerinden aralıksız bir şekil de sırat-ı müstakim de seyredenlere nurlar saçıyor. Ve Allah yolun da say-u gayret edenlere çok mühim bir kaide sunuyor. ‘her meslek sahibi benim mesleğim haktır ve daha güzeldir diyebilir ancak hak yanlızca benim mesleğimdir diyemez.’

     

Burada toplanmamız bizlere sorumluluk yüklüyor ve bir de emanet tevdi ediyor ki o da her kim risale-i nurlar ile iman halavetini tadarsa başkalarının da bundan istifade etmesine gayret göstermeli ve her kimki risale-i nurlardaki o şuur ile bilinçlenirse saati hareketlendiren bir zemberek gibi içinde yaşadığı sosyal bünyeyi harekete geçirmelidir.

Bundan gayrısı olan işler ise insanın asıl meselesi olan Allah’a layıkıyla kulluk görevini yerine getirmek ve hilafet vazifesinin gereklerini de hakkıyla ifa etmek karşısında hiçbir ehemmiyeti ve önemi yoktur.

Allah Teala’dan kalplerimizi,  dünya ve ahiretimizi iman nurlarıyla nurlandırsın

Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun."

 

Mamoun Fariz Jarrar, ÜRDÜN

 

BLOG

Haberler İlanlar Basın Açıklamaları Video