Ali Sönmez: İslâm âlemi yalanla geri kaldı, doğrulukla kurtulacak!

Ali Sönmez: İslâm âlemi yalanla geri kaldı, doğrulukla kurtulacak!
Hutbe-i Şamiye ile ilgili bir akademik çalışma, İslâm ülkelerinin bütün problemlerinin dış etkenlerden değil, kendi içindeki hastalıklardan kaynaklandığını ve bu problemlere çözümün de yine İslâm âleminin kendi değerlerinde var olduğunu ortaya koydu.


Bu çalışmaya göre, İslâm âleminin geri kalmasındaki en önemli sebepleri, ümitsizlik, yalan, istibdat gibi kötülükler teşkil ediyor, çözüm de ümit, doğruluk, meşveret gibi erdemlerde yatıyordu.

İİKV’nin Akademik Söyleşiler seminerine konuk olan Ali Sönmez, Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslâm Ülkeleri Araştırma Enstitüsüne sunduğu yüksek lisans tezini anlattı.

“Said Nursî’nin Hutbe-i Şamiye Eserinde İslâm Dünyasının Geri Kalmışlık Sorununun Söylemsel Analizi” başlığını taşıyan teze göre, Bediüzzaman, geri kalmışlığı Avrupa’ya göre geri kalmışlık olarak tanımlarken maddî cihette bir gerilikten söz ediyor, kültürel ve ahlâkî değerler açısından geriliği ve Avrupa’nın psikolojik üstünlüğünü kabul etmiyordu.

Said Nursî’nin geri kalmışlık sebebi olarak altı tane hastalık saydığını hatırlatan Ali Sönmez şöyle devam etti:

“Bu hastalıkları ilk defa okurken anlamlandırmakta zorluk çektim. Gerçekten İslâm dünyasının sorunları bunlar mı? Çünkü biz bugün sorunlarımızdan bahsederken daha çok güncele, uluslararası ilişkilere, dış politika ile ilgili temel sorunlara ve somut şeylere odaklanıyoruz. Bu hutbede bunların hiç biri yok. Soyut, mânevî, psikolojik düzeydeki ilişkiler var.”

Ali Sönmez daha sonra Bediüzzaman’ın toplumu bir organizma gibi değerlendirdiği, hastalıklarını ise bir doktor gibi teşhis ve tedavi ederken ilâçlarını Kur’ân ezcahanesinden ve tıp fakültesi hükmünde hayat-ı içtimâiye mektebinden aldığı tesbitini yaptı ve özetle şu görüşlere yer verdi:

  • Bediüzzaman, ilerlemenin önündeki engellerden en çok ümitsizlik üzerinde durmaktadır. Bir hastalık olarak yeisin içimizde hayat bulup dirilmesi konusunun, hutbenin neredeyse yarısını işgal edecek şekilde yer almış olduğunu gördüm.
  • Toplumsal sorunlar karşısında günü kurtaracak çözümler yerine bir zihniyet değişimine çalışıyor. Bediüzzaman yeis hastalığına karşı ümitvâr olmayı bir ilâç gibi takdim ederken içi boş bir ümit vermeyip, hastanın iyileşebilme gücünü nazara veriyor. Ümit etme potansiyelini, gerekçeleri ve aklî ve tarihî delilleri ile birlikte sunuyor.
  • Bir doktor herşeyden önce hastasını iyileşebileceğine iknâ edebilmeli ve Said Nursî de bunu yapıyor.
  • Hutbede ikinci hastalık olarak sıdkın toplumsal hayatta ölmesini zikrettiğinde “İnsanlar yalan söyleyerek nasıl geri kalır?” sorusunu sordum kendime. Ama düşündüm ve toplumlar belli erdemler üzerinde kurulur, bunlardaki çözülme ileride çok büyük çaplı sorunlara yol açabilir sonucuna vardım. Nitekim biz Peygamberimizin en önemli vasfı olarak “emin” olmasını anarız.
  • Adâvete muhabbet bir başka hastalıktır. Kâinatın yaratılış sebeblerinden biri olan muhabbet zaten çözülmüş; bunun daha ilerisi adâvete, kin ve tefrikaya varıyor, insanlar bunlara revaç gösteriyor.
  • Ehl-i imanı birbirine bağlayan nurani râbıtaları bilmemek hastalığı neticesinde Kur’ân’da “Mü’minler kardeştir” olarak vaz’ edilen bağ ne kadar aşınmış!
  • Çeşit çeşit sâri (bulaşıcı) hastalıklar gibi intişar eden istibdat, toplumun bir çok katmanına sirâyet edebilen bir durumdur. Bediüzzaman, ilmî istibdattan söz ederken bunun da siyasî istibdâdın bir nevî türevi olduğunu söyler.
  • Bediüzzaman, menfaat-i şahsiyesine himmetini hasretmek hastalığını birey düzeyinden ziyade toplum düzeyinde ele alınıyor. Büyük bir aşiret ve büyük bir fabrikanın çarklarına benzettiği İslâm toplumlarının birbirlerine karşı egoist davranamayacaklarını, nemelâzımcılık yapamayacaklarını, Türkün sorunlarına Arabın, Kürdün dertlerine Türkün sessiz kalamayacağını bildiriyor.
  • Bediüzzaman, “Asya kıt’asını ilerletecek olan şûrâdır” diyor. Meşvereti bir yönetim biçimi değil bir zihniyet olarak ele almak gerekir.
  • Asya kıt’asının geleceğini ve gelişmesini meşruiyette gören Bediüzzaman, bunu meşveret-i şer’iye ve hürriyet-i şer’iye temellerine oturtur.
  • Bediüzzaman o dönemde toplumsal olarak ele aldığı ve çözüm üretmeye çalıştığı problemleri Yeni Said döneminde bireysel olarak ele almış ve bireyin irşadına yönelmiştir.

Ali Sönmez, söylem analizine göre “nasıl söylemiş?” sorusuna cevap ararken, Bediüzzaman’ın hutbesinde bol metaforlu, belâgatli bir dil kullandığını ve güçlü bir hitabet ortaya koyduğunu söyledi. “Bediüzzaman bu sorunları dile getirirken tepkisel değil, özeleştirel bir yaklaşım sergilemektedir “ dedi ve şöyle devam etti:

“Bediüzzaman, Avrupa bizi geri bıraktırdı, dış güçler böyle yaptı gibi hastalığın sebebini dışarda arama yoluna gitmedi. Elbette bunların da payı konuşulabilir, ama doktor daha çok hastanın vücuduna dikkat çekiyor: Senin şu şu şu zaafların var. Sen hastasın, bu enfeksiyon senin vücudundadır, kendini iyileştir.”

Ümidi çok hayatî bir reçete olarak topluma sunan Bediüzzaman’ın kendi hayatında da unutulsun diye gönderildiği yerde ümidini kaybetmek şöyle dursun 80-90 yılda, bir eser etrafında, bütün dünyaya yayılan bir büyük bir hareket başlatmak suretiyle ümitvâr olmanın en güzel bir örneğini sunduğunu söyledi.

Ali Sönmez konuşmasını Bediüzzaman’ın sözlerini iktibas ederek bitirdi:

Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûra kuvvet bulsun!”

BLOG

Haberler İlanlar Basın Açıklamaları Video