Prof. Dr. Şadi Eren: İhtilâfın iyisi de var, kötüsü de

Prof. Dr. Şadi Eren: İhtilâfın iyisi de var, kötüsü de
İhtilâf insanların tabiatında var. Allah dileseydi hepimizi tek bir ümmet yapardı. Melekler gibi yaratırdı da böylece hiçbir ihtilâf yaşamazdık.” Iğdır Üniversitesi öğretim üyesi Prof Dr. Şadi Eren, İİKV’de düzenlenen “Kur’ân’ı Anlamada İhtilâf Problemi” konulu seminerine bu sözlerle başladı.


Renklerimiz ve seslerimiz gibi iç dünyalarımızın da farklı olmasının farklı anlayışlara sahip olmamıza yol açtığını söyledi.

Şadi Eren, İslâmın temel kaynağı olan Kur’ân’ın farklı şekillerde anlaşılmasının Kur’ân’ın mânâ zenginliğinden ileri geldiğini ve bu yönüyle rahmet olduğunu söyledi ve “Müfessirler, aynı âyete bakarken farklı derinliklerde farklı mânâ incilerini yakalamış” dedi.

İhtilâfları tenevvü ihtilâfı ve tezat ihtilâfı olarak iki bölümde inceleyen Eren, her iki ihtilâf türünü şu örnekle açıkladı:

“Bir baba çocuklarından kendisine fasulye, pilav ve içecek bir şey getirmelerini istemiş olsun. Fasulye istemiş olduğu müttefekun aleyhtir. Ama fasulye kuru mu, taze fasulye midir? Pilav pirinç pilavı mı, bulgur pilavı mıdır? Bunlardan hangisi anlaşılmış olsa yanlış olmaz. İçecek konusu ise daha da geniş anlamaya müsaittir. Ayran da olabilir, su da, şalgam suyu da. Ama içeceği içki olarak anlamak haddi aşmaktır ve tezat ihtilâfıdır.”

Prof. Eren, tenevvü ihtilâfını anlatırken, aynı yere bakıp farklı şeyler görmeyi şelâle örneği ile açıkladı:

“Şelâleye bakan şair şâirane şeyler hisseder, ressam resmini yapmayı düşünebilir, köylü o şelâleyi tarlasına çevirmeyi düşünebilir, bir mühendis orada bir baraj görebilir.”

Kur’ân’ı anlamada farklı yorumların olması gerektiğini söyleyen Şadi Eren, “Ancak indî yorumlardan kaçınmak gerek. Yorum yapacak kimselerin belli bir alt yapıya sahip olmaları gerekir” dedikten sonra Hz. Peygamberin (s.a.v.) “Kim Kur’ân’ı kendi reyine göre (hiçbir delile dayanmadan kendi keyfine göre) tefsir ederse, Cehennemdeki yerine hazırlansın” buyurduğunu hatırlattı.

“Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak. Biri dışında hepsi ateşte olacak” buyurmuştu Hz. Peygamber. Bir soru üzerine de o bir tane kurtuluşa eren Fırka-yı Naciyeyi “Benim ve Ashabımın gittiği yolda gidenler” diye açıklamıştı.

Yalnız dikkat çekici olan, Peygamberimizin o bir Fırka-yı Naciye dışındakilere de “Ümmetim” demiş olmasıydı.

Bu noktayı hatırlatan Şadi Eren, “Ehl-i kıble tekfir olunmaz” kuralına atıfta bulundu. Prof. Eren Fırka-yı Naciyeyi düz ve geniş bir otobana, diğerlerini eğri büğrü yan yollara benzeterek “Bütün bütün ters yola gitmezlerse hepsinin aynı hedefte birleşmesi beklenebilir” dedi.

Mezhepler tek başına bir şeriat değildir. Meselâ İmam-ı Azam’ın içtihadı dinin kendisi değildir. Ancak mezhepler şeriatın dışında da değildir” diyen Prof. Eren, Örnek olarak, abdestin ne zaman bozulacağı konusunda mezheplerin farklı görüşleri olduğunu hatırlattı ve “Demek ki din öyle de, böyle anlaşılmaya müsaittir” dedi.

Tezat ihtilâfı bahsinde, Şadi Eren, Kur’ân’ı farklı anlamanın en önemli bir sebebinin Kur’ân’a bir bütün olarak bakamamak, bir âyet ele alındığında hangi bağlamda söylendiğine, öncesine ve sonrasına dikkat etmemek olduğunu hatırlattıktan sonra şefaat ile ilgili âyetleri misal verdi. Mutezilenin Kur’ân’daki bazı âyetlere bakarak şefaati reddettiğini, ama şefaat ile ilgili 31 âyetin tamamına bakıldığında şefaatin var olduğunun net bir şekilde görüleceğini söyledi.

Tefsir ve tevil arasındaki farka temas eden Şadi Eren, tefsirin “açıklama ve hakkında ittifak edilecek şeyler” olduğunu, tevilin ise yorum anlamını taşıdığını söyledi ve usul kitaplarına atıfta bulunarak, “Muhkem âyetler tefsir edilir, müteşabih âyetler tevil edilir” dedi.

Yorum yapanların nerede duracağını bilmesi gerektiğine işaret eden Prof. Eren, bu konudaki ölçüyü şu şekilde verdi:

“Akademik üslûp, ‘Eldeki delillere göre ben şöyle anlıyorum’ demeyi gerektirir. Kırmızı gözlük takan birisi ‘Herşeyi kırmızı görüyorum’ diyebilir ama ‘Herşey kırmızıdır’ diyemez.”

Şadi Eren daha sonra “Kur’ânî bilgi” ve “Kur’ândan alınan bilgi” ayırımını yaptı.

Buna göre, Kur’ânî bilgiler, İlâhî menşeli olup insan müdahalesi olmayan bilgiler idi.

Kur’ân’dan çıkarılan bilgiler ise beşerî olup dolayısı ile hatalar bulunması mümkün olan bilgiler idi.

“Mesela Zülkarneyn veli midir nebi midir? Zülkarneyn diye birisinin var olduğu, müttefekun aleyh Kur’ânî bilgidir, ama nebi veya veli oluşu Kur’an’dan çıkarılan bilgidir” dedi.

BLOG

Haberler İlanlar Basın Açıklamaları Video