Menfi ihtilâfın çözümü müsbet ihtilâfta

Menfi ihtilâfın çözümü müsbet ihtilâfta
Dinî grupların ihtilâfı nasıl rahmet olur? İİKV’nin Akademik Söyleşiler başlıklı seminerinde geçtiğimiz haftanın sohbeti bu soru etrafında cereyan etti.

Sorunun cevabı ise “müsbet ihtilâf”ta düğümleniyordu. Aksi takdirde, menfi ihtilâf kaçınılmaz olacaktı.

Seminerin konuğu, “Dinî Grupların İhtilâfına Bediüzzaman’ın Yaklaşımı ve Sosyolojik Analizi” başlıklı yüksek lisans tezini bu konuya tahsis eden Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünden Mehmet Kaplan idi.

Kaplan, erken yaşlarından bu yana, aynı camiye giden, aynı Kur’ân’ı okuyan insanların aralarında yaşanan ihtilâfları hayretle izlediğini ve bu hayretin kendisini böyle bir araştırmaya sevk ettiğini anlattı.

Cemaatlerin ihtilâflarını, sebepleri ve sonuçları ile bir tez konusu olarak işlemeye karar verdiğinde, Mehmet Kaplan, Resulullah’ın (s.a.v.) “Ümmetimin ihtilâfı rahmettir” hadisinden hareket etti ve bu hadisin Risale-i Nur’daki açılımını inceledi.

Kaplan sunumunda Bediüzzaman’ın yazdığı eseri etrafında bir cemaat teşekkül ettiği tespitini yaparak, Bediüzzaman’ın ittihad-ı İslâm vurgusunun çalışmasına temel oluşturduğunu söyledi.

 Birlikte nasıl yaşayabiliriz?

Özelde İslâm toplumunun, ama aslında bütün insanlığın şöyle bir problemi var: Biz farklılıklarımıza rağmen birlikte nasıl yaşayabiliriz? Buna çözüm üretmek durumundayız” diyen Kaplan, sloganlarla konuşmanın bu sorunu çözemediğini hatırlattı.

Araştırmalarının ve tefekkürünün bir özne olarak kendisini afaktan enfüse döndürerek, sorunlar karşısında bugün ne yaptığını sorgulamak noktasına getirdiğini söyledi.

Mehmet Kaplan daha sonra müsbet ve menfi ihtilâf kavramlarını Bediüzzaman’a dayandırarak analiz etti.

Üstad Nursî’nin, “Ümmetimin ihtilâfı rahmettir” hadisini, Kur’ân ayetlerindeki ittihad vurgusu ile birlikte ele aldığını belirten Kaplan, müsbet ve menfî ihtilâf kavramlarını şöyle tanımladı:

“Her bir grubun kendi mesleğinin muhabbeti ile hareket ediyor olması, müsbet ihtilâf olarak tanımlanabilir. Bunun tersi olarak da adavet ve garazkârlık üzerinden kendi mesleğini tanımlamak, başka grupların hatâları ile meşgul olup tenkisleri için uğraşmak, menfi ihtilâf olacaktır.”

Mehmet Kaplan, Bediüzzaman’ın fabrika örneğine göndermede bulunarak İslâm toplumu içindeki her bir grubun bir fabrikanın çarkları gibi olduğunu, hakikatin bir yanını temsil ettiğini, kimsenin kendisini fabrikanın tamamı gibi görmemesi gerektiğini, maksadda ittifakın esas olduğunu, vasıtalarda ise farklılaşılabileceğini, hattâ farklılaşmanın da gerekli olduğunu anlattı.

 

Baş olma sevdasından vazgeçmeliyiz

Öyle ise ittifak nasıl sağlanacak?” sorusuna karşılık, Kaplan, “din muhabbeti ile ortaya çıkan grupların, (1) hürriyet-i şer’iye ve asayişi muhafaza etmek, (2) muhabbet üzerine hareket etmek ekseninde ittifak edebileceklerini ifade eden Bediüzzaman’ın görüşünü aktararak şöyle şu tesbitleri yaptı:

 

  • Birleşelim maksadıyla tek tip olmaya çalışmak da menfi ihtilâf sınırlarına girecektir. ‘Herkes benim gibi düşünsün’ demek, menfi ihtilâfa kapı açacaktır.
  • İslâm dünyasının gelişmesi için yeni fikirlerin ortaya konması lâzım. Hakikati bulmak adına fikirler çarpışabilir. Farklı fikirlere müsaade etmemek de yeni ihtilâfları, yeni gruplaşmaları netice verecektir.
  • İhtilâf ahlâkının temelinde müsbet ihtilâf vardır.
  • Bizim cemaatler olarak baş olma sevdasından vazgeçmemiz lâzım. Baş olmak değil, yaşantımızla model olmayı seçmemiz, başka gruplarla irtbata geçmemiz, ittihad-ı İslâmı önce kalplerde gerçekleştirmemiz gerekir.
  • Kapı komşumuz aç mı tok mu haberimiz olmadan yaşarken, ittihad-ı İslâmdan bahsetmek anlamlı olmayacaktır.
  • Sloganlarla konuşuyoruz. Oturduğumuz yerden gidip görmediğimiz yerler hakkında çözüm önerilerinde bulunuyor, resmi görmeden yorum yapıyoruz.
  • Günümüz sosyal bilimlerinde saha araştırması yaparken, araştırma gruplarına önceden belirlenmiş sorularla gidilip anket yapılıyor. Oysa Bediüzaman örneğinde Münazarat adlı eserinde, Kürt aşiretlerine gidip ‘siz sorun ben söyleyeyim’ diyerek, resmi yerinde görüp, hastalığı yerinde tespit etmeye önem verdiğini görüyoruz.

 

Mehmet Kaplan daha sonra tespit ettiği ihtilâf sebeplerini şöyle sıraladı:

  • Ontolojik sebepler: Farklı Esmâ tecellilerine mazhar olmamızdan kaynaklanan, yaratılıştaki farklılıklar ontolojik ihtilâftır. O yüzden farklı renklerimiz, farklı dillerimiz var ve farklı fıtratlardayız. Farklı fıtratlarda olmamız bizi farklı gruplara yönlendiriyor. Bu müsbet ihtilâftır, zenginliktir, toplumdaki denge ve adalettir. O farklılıkların da bir âyet olarak okunması icab eder. Ama “Sen de benim gibi ol” demek, o müsbet olan ihtilâfı menfi ihtilâfa dönüştürür.”
  • Epistemolojik sebeplerden olarak, bilgiye ulaşma kaynaklarının farklılaşmasından doğan ihtilâflar genellikle menfi ihtilâf örnekleridir.
  • Sosyo-psikolojik sebepler ise gruplar arasında mücadelede, bazan benzer olan tutumlar (sizin istediğinizi biz de istiyoruz-biz daha çok istiyoruz) bazan da benzer olmayan tutumlar (sizin sevdiğiniz bazı şeyleri biz sevmiyoruz-sizin istediğinizi biz istemiyoruz) ihtilâf kaynağı olabilir. Bir dinî grupta hizmet eden kişinin kendisini vazgeçilmez olarak görmemesi gerekiyor. Bediüzzaman, “Hizmet edeceğim diye birbirinizle ihtilâfa düşmeyin. Ben sizden hizmet değil, tesanüd istiyorum” diyordu.
  • İktisadî sebeplerden biri olan geçim derdi bir ihtilâf kaynağı olabilir.
  • Siyaset ayrıştırıcıdır. Siyasî düşünce biçimindeki yakınlık, din ve cemaat kardeşliğinin önüne geçmemelidir. Bediüzzaman bir partiye oy ve fikir vermiş ama partizan olmamıştır.
  • Etnik sebeplere gelince; kan bağıyla sahip olunan özellikler menfi propagandalarla ihtilâf sebebi olabiliyor.
  • Mekân ve zaman da insanın düşüncesine etkiler. Bediüzzaman mazi ve müstakbel arasındaki farkları dikkate almadan maksatta birlik sağlanamayacağından söz eder.
  • Bir başka ihtilâf sebebi olarak İstibdadın inat, tarafgirlik ve rekabete sebebiyet vererek yeni yeni dalâlet fırkalarının doğmasına yol açmasının yanı sıra, inanç sisteminin bozulması gibi itikadî sonuçları da olacaktır. Menfi ihtilâfın itikadî neticesi, inanç sisteminin bozulmasıdır.”
  • Hak ve hakikat adına tesanüd edemeyen dini cemaatlere güvenemeyenler, ehl-i ilhada kapılıp gidiyor. Bugünün önemli sorusu: Hangi cemaatlere güvenelim?
  • “Etrafımızla insanī tarafımızla muhatap olmalıyız. İnsanî seviyede ilişki kurmamız lâzım. İnsanî diyalogları artırmamız gerekir. Diğer gruplarla irtibat muhabbeti artıracaktır.
  • Türk elitleri bir çatı oluşturdu, bu çatıya göre alt grupları dizayn etmeye çalıştı. Bir gömlek diktiler, gömlek olmayınca kolu bacağı budadılar. Halbuki gömleği genişletmeliydiler. Bediüzzaman’ın yaklaşımında tabandan tavana bir hareket, sözkonusudur. “Komşum bana güveniyor mu?” sorusunu kendimize sormalıyız.
  • Bediüzzaman bize eleştiri ahlâkını da uygulamalı olarak göstermiştir.
  • Sonuç olarak ittihad-ı İslâm önce kalplerde gerçekleşmelidir. Toplumsal ayağı ihmal edilip sadece siyasî bir hedef olarak ele alınırsa, temelsiz bir çatı gibi olup, ayakta kalamayacaktır.
  • Eğer biz müsbet ihtilâfı gerçekleştiremezsek, meydanı menfi ihtilâf alıp yürüyecektir.

BLOG

Haberler İlanlar Basın Açıklamaları Video